Prof. Dr. Kemal İnat

Bu soruları çok duyar olduk.

Türkiye’nin Irak topraklarında ne işi var?
Türkiye’nin Suriye’de ne işi var?
Bu soruları soranların bir kısmı 2003 Irak Savaşı sırasında “Biz niye Amerika’nın yanında Irak’a girmedik? Şimdi Irak konusunda söz sahibi olamayacağız” diyorlardı.
Bu soruları sorup hükûmeti eleştirenler, şu soruları da soruyorlar mı?
PKK’nın Irak ve Suriye’de ne işi var?
ABD’nin Irak ve Suriye’de ne işi var?
Bunların Irak ve Suriye topraklarındaki varlığı acaba sadece Irak ve Suriye ile mi ilgili? Yoksa onların bu komşu ülkelerimizdeki varlığı Türkiye’yi de ilgilendiriyor mu?
Şu soruları da ekleyebilirler:
İran’ın Irak ve Suriye’de ne işi var?
İsrail’in Suriye’de ne işi var? Irak’taki hedefleri nelerdir?
Fransa’nın ve İngiltere’nin Suriye’de ne işi var?
Almanya’nın Irak’ta ne işi var?
Şu sorular da mutlaka sorulmalı:
Türkiye, Suriye’den çekildiğinde PKK/PYD sorunu çözülmüş olacak mı?
Türkiye, Irak’tan askerlerini çektiğinde PKK’nın bu ülke topraklarını kullanarak ülkemize yönelik yaptığı saldırılar sona erecek mi?
Türkiye, İdlib, Afrin ve Cerablus’tan askerlerini çekip buraları Şam yönetimine devrettiğinde mülteci sorunu sona erecek mi?..
Görüldüğü gibi, Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta ne işi olduğu sorusunu sormak kolay, ama bu soruyla birlikte sorulması gereken birçok başka soru da var. Bu soruların hepsinin birlikte cevaplanması gerekiyor.
Şimdi en baştaki soruyu soranların işini kolaylaştırmak için diğer bütün soruları cevaplandırmaya çalışalım. Böylece o ilk sorunun cevabı da kendiliğinden ortaya çıkmış olur.
Öncelikle Suriye’de yaşanan iç savaş konusunda Türkiye’nin politikalarını sorumlu gören “fırsatçı” çevrelerin şunu bilmesi gerekiyor ki, Türkiye’nin tutumu ne olursa olsun o savaş yaşanacaktı.
Libya ve Yemen’deki iç savaşlar da Türkiye’nin politikaları yüzünden mi çıktı?
Irak iç savaşı da mı Türkiye’nin suçu?
Tam aksine, Türkiye 2003 yılında Irak savaşının parçası olmamayı tercih etti ve bu tercihinden dolayı içeride ve dışarıda acımasız bir şekilde eleştirildi. Ama bizim dışında kaldığımız o savaş Irak’ı hâlen devam eden bir kaosa sürükledi ve ülkenin kuzeyindeki otorite boşluğunu artırdı.
Bu istikrarsızlık ortamı PKK’nın bu bölgedeki varlığını daha da güçlendirmesi sonucunu doğurdu. Türkiye bu yüzden Irak’ın kuzeyine yönelik operasyonlarını artırmak zorunda kaldı. Zira terörle mücadele bu tür sınır ötesi operasyonları zorunlu kılıyor.
Arap İsyanları döneminde Libya gibi Suriye’de Batı’nın devirmek isteyeceği bir iktidara sahipti ve bu isyan dalgasında Batı’nın Suriye’deki isyanı destekleyip bu ülke üzerindeki nüfuzunu güçlendirmek isteyeceği kesindi. İran’ın ve Rusya’nın bu ülke üzerindeki etkisini sınırlandırmak için bir fırsat yakalamış olan ABD, İsrail ve onlara yakın bazı Avrupa ülkelerinin bu fırsatı kaçırmak isteyeceklerini düşünmek Uluslararası İlişkiler biliminin temel ilkelerine aykırıdır.
Türkiye’nin Suriye isyanı sırasında yaptığı, 910 km sınıra sahip olduğu yanı başındaki bu ülkede yaşanan gelişmelere seyirci kalmayıp, kendi güvenlik çıkarları aleyhine sonuçlar doğmasını engellemeye çalışmaktan ibaretti.
Suriye iç savaşının ilerleyen safhasında bu ülkenin kuzeyinde bir PKK koridoru oluşturularak Türkiye’nin Arap dünyasıyla bağlantısının kesilmeye çalışılmasına yönelik gelişmeler Ankara’nın Suriye konusunda neden seyirci kalamayacağının açık ispatıdır.
Şimdi başlıktaki soruyu sorup duranlar önce kendilerine şu soruyu sorsunlar:
Türkiye, başından beri Suriye isyanı ve iç savaşına kayıtsız kalsaydı bu ülkenin kuzeyinde bir PKK koridoru oluşturulmasına seyirci kalmış olmaz mıydı?
Libya ve Yemen isyanları ve iç savaşları nasıl Türkiye’den bağımsız başladıysa, Suriye isyanı da Türkiye’den bağımsız bir şekilde başladı ve Türkiye’nin tutumu ne olursa olsun iç savaşa dönüşecekti.
Bu gerçeği, Orta Doğu’daki bütün olumsuz gelişmeleri Türkiye’nin suçu olarak görenlerin anlaması zor belki.
İktidara muhalif olmayı Türkiye’ye muhalif olmakla eş değer zannettikleri için herhâlde.