Prof. Dr. Kemal İnat

Gücü elinde tutan “tanımlama” hakkını da kendinde görür.
Kim “iyi”, kim “kötü”, kim “terörist?”...
Bu tanımlamanın hakkaniyete uygun olup olmaması ise güç ahlakı ile ilgili bir konudur. Ahlaksız yani hadsiz, sınırsız ve hukuksuz güç kullanan bir aktörle karşı karşıyaysanız onun yaptığı tanımlamaların da keyfî ve yersiz olduğunu görürsünüz.
İyi, kötü ve terörist kelimeleri bu tür aktörlerin tanımlamalarında hakkaniyete göre değil çıkarlara göre anlam kazanır.
Müstakbel Amerikan Başkanı Joe Biden’ın Kongre’yi basan Trump taraftarları için yaptığı tanımlama üzerinden onun hakkaniyetli bir “tanımlayıcı” olup olmadığına bakalım.
Kongre binasına girenlerin “protestocu” değil “isyancı çete” ve “yerli terörist” olarak adlandırılması gerektiğini açıkladı Biden.
Biden ile aynı partiye mensup olan Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi de “Amerikan demokrasisinin mabedi” olarak tanımladığı Kongre’ye yapılan saldırının sorumlusunun Başkan Trump olduğunu söyledi.
Bu durumda Kongre’yi basan Trump taraftarları “mabede saldıran teröristler” oluyorlar.
Güç kimin elindeyse iyiyi, kötüyü, teröristi o tanımlıyor demiştik.
Peki, Biden-Pelosi ikilisinin yaptığı bu tanım hakkaniyetli bir tanım mı?
Amerikan Kongresi’ni basan yağmacılar terörist olarak tanımlanabilir mi?
Bu yağmacıları terörist olarak tanımlayanlar neden Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni savaş uçaklarıyla bombalayan FETÖ’cülere sahip çıkmaya devam ediyorlar?
Neden darbe girişiminin elebaşlarını Pensilvanya ve diğer Amerikan eyaletlerinde korumaya devam ediyorlar?
TBMM’ye yapılan saldırı Amerikan Kongresi’ne karşı gerçekleştirilen eylemden daha zararsız mıydı?
Bir şekilde Kongre binasına giren ne yaptığını bilmez maceracılarla savaş uçaklarıyla TBMM’yi bombalayan teröristleri bir mi tutuyorlar?
Yanlış oldu, tabii ki Amerikan Kongresi’ni basan yağmacılarla TBMM’yi bombalayanları bir tutmuyorlar. Aksine onlara göre, Amerikan Kongresi’ni basan yağmacılar “terörist” sıfatını hak ediyorlar ama TBMM’yi bombalayanlar ve onlara bu emri verenler terörist olarak tanımlanmamalı. Zira böyle bir tanımlama hepsinin Türkiye’ye teslim edilmesini gerektirir ki yapılacak yargılamaların ardından darbe girişiminin perde arkasındaki aktörlerin de ortaya çıkması söz konusu olur. Bu da Washington’daki birçok aktör tarafından istenen bir durum değildir.
Söz konusu olan kendi parlamentosu ve siyasal sistemine yönelik tehditlerse protestocuları bile terörist ilan etmekte tereddüt göstermeyen Amerikan yönetici elitleri, Türkiye’nin parlamentosu ve anayasal düzenine yönelik en ağır saldırılarda bile bu saldırıları gerçekleştiren teröristler ve destekçilerinin arkasında durarak “hakkaniyetli tanımlayıcılar” olmadıklarını defalarca ispat ettiler.
Türkiye’nin güvenliğini, anayasal düzenini ve halkının huzurunu hedef alan FETÖ ve YPG/PKK gibi terör örgütlerine karşı çıkmak yerine bu örgütleri Türkiye siyasetine müdahalenin bir aracı olarak kullanabilecekleri yararlı birer manivela olarak gördüler.
O yüzden bana göre, Amerikan Kongresi’ni basan yağmacıların “terörist” olarak tanımlanması, tanımlayıcıların bu alandaki hakkaniyetten uzak kimlikleri nedeniyle keyfî, çıkarcı ve tutarsız bir tanımlamadır.