Prof. Dr. Kemal İnat

Genel olarak gergin geçen bir 2020’nin ardından 2021 yılı Türkiye-AB ilişkileri açısından olumlu gelişmelerle başladı.
Alman Dışişleri Bakanı Heiko Maas, pazartesi günü Ankara’daydı. Yarın Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Brüksel’e gidiyor. Ay sonunda ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’ye gelmesi bekleniyor.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların görüşülmesi için istikşafi görüşmelerin de 25 Ocak’ta yeniden başlaması kararlaştırıldı.
9 Ocak’ta da Cumhurbaşkanı Erdoğan Von der Leyen ile video konferans yöntemiyle verimli bir görüşme gerçekleştirmişti...
Bütün bunlar Türkiye ile AB arasındaki diplomasi kanallarının ve diyalog mekanizmasının yeniden işlemeye başladığını gösteriyor.
Peki, diplomasinin yeniden devrede olması Türkiye-AB ilişkilerini yeniden rasyonel bir çizgiye oturtur mu?
Sorunların konuşuluyor olması çözüm açısından önemli bir adımdır kuşkusuz. Ancak tarafların çözüm konusundaki niyetleri diplomasinin başarısını belirleyecek.
Bu durumda Türkiye-AB ilişkilerinin rasyonel bir çizgiye gelip gelmeyeceği konusunda iki nokta belirleyici olacaktır. Birincisi tarafların çözüm konusundaki istekli olup olmadıkları, ikincisi ise sorunların diyalog yoluyla çözülebilir olup olmadığı.
Önce niyetlerin ne olduğuna, yani tarafların çözüm konusunda istekli olup olmadığına bakalım.
Taraflardan biri olan Türkiye açısından bakıldığında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türkiye’nin geleceğini Avrupa’da görüyoruz” ifadesini son dönemde tekrar tekrar dile getirmesi Ankara’nın AB ile sorunsuz bir ilişki arzu ettiğinin açık göstergesi.
Türkiye’nin ekonomik olarak sorunlar yaşadığı bir dönemde, dış ticaretinde çok önemli bir yere sahip olan ve yoğun ekonomik ilişkiler içerisinde olduğu AB ile sorunlarının çözümünde diplomasiyi öne çıkarması gayet doğal. Ankara, siyasi anlaşmazlıkların AB ile ekonomik iş birliğini gölgeleyecek şekilde öne çıkmasını istemiyor ve bu anlaşmazlıkların çözümü konusunda diyaloğa hazır olduğunu gösteriyor.
Türkiye’nin bu yolda karşı taraftan en önemli beklentisi ise egemenliğine saygı duyulması. AB tarafından Türkiye’nin içişlerine doğrudan müdahale anlamına gelecek adımlardan uzak durulması ve Brüksel’in, Türkiye’nin komşu ülkelerle yaşadığı anlaşmazlıklarda haksız bir şekilde bu ülkelerden yana pozisyon alıp Ankara’ya baskı yapması Türkiye-AB ilişkilerinde diplomasi kanallarını tıkayan hususlar.
Diğer taraf olan AB’nin Türkiye ile sorunların diyalog yoluyla çözümü konusunda istekli olup olmadığına geldiğimizde ise bazı kafa karışıklıklarının olduğunu ifade etmek gerekir. Bu açıdan baktığımızda AB ülkelerini dört gruba ayırabiliriz.
Birinci grupta Almanya gibi, AB’ye yön verebilecek güce sahip olan ve Türkiye’yi Avrupa’nın birçok sorununun çözümü konusunda iş birliği yapılması gereken önemli bir partner olarak gören ülkeler var. Bu ülkeler, zaman zaman Ankara ile birtakım sorunlar yaşasalar da Türkiye ile özellikle güvenlik ve ekonomi alanlarında iş birliği eksenli bir ilişki yürütülmesi çabasındalar.
İkinci grupta Yunanistan gibi, AB’yi Türkiye ile yaşadığı ikili sorunlarda bir baskı aracı olarak kullanmak isteyen ve Ankara’ya karşı diyalogdan çok dayatma politikasını öne çıkaran ülkeler var. Son dönemde Fransa gibi, AB politikalarına yön verecek etkinliğe sahip bir ülkenin de bu gruba katılması Türkiye-AB ilişkilerinde diplomasiden çok yaptırım ve baskı kavramlarının öne çıkmasının temel nedeniydi.
Üçüncü grupta Avusturya, Hollanda ve Belçika gibi, AB’nin çevresindeki ülkelere demokrasi ve insan hakları kavramlarını gerekçe göstererek müdahale etmesini savunan ülkeler var. Bu ülkelerin önemli miktarda Türkiye kökenli nüfus barındırması ve bu diasporanın AK Parti karşıtı kesimlerinin bulundukları Avrupa ülkelerinin medya ve siyaset dünyasında temsil imkânı bulması söz konusu ülkelerde Türkiye’nin sıkça negatif bir şekilde gündeme gelmesine neden olmakta. Bu yüzden bu tür AB ülkelerinde Türkiye ile ilişkilerin diyalog üzerinden yürütülmesi konusunda bir görüşün öne çıkması kolay değil.
Dördüncü grupta ise Bulgaristan, Macaristan ve İspanya gibi Türkiye ile ilişkilerde diplomasi kanallarının hep açık tutulmasını savunan ülkeler var. Bu ülkeler genel olarak Türkiye ile ilişkilerin karşılıklı egemenliğe saygı ve ekonomik iş birliği esası üzerinden yürütülmesi görüşündeler.
Türkiye’de AB ile ilişkilerde diplomasinin öne çıkarılması konusunda ciddi bir niyet ortaya çıkmışken Avrupa’da bu niyetin ne kadar karşılık bulacağını zaman gösterecek. Ancak bu açıdan ikinci ve üçüncü gruptaki ülkelerin gerek diğer AB üyeleri gerekse Ankara tarafından ikna edilmesi veya diyalog sürecini baltalamalarının engellenmesi oldukça önemli.