Prof. Dr. Kemal İnat

Bir önceki yazıda Avrupa ile ilişkilerde Türkiye’nin dezavantajlarının neler olduğuna değinmiştik. Şimdi AB ile ilişkilerde Ankara’nın elini güçlendiren faktörlerden bahsedelim.
Aslında bu sayacağımız hususlar, rasyonel hareket etmesi durumunda AB’nin Türkiye ile ilişkilerinde mutlaka dikkate alması gereken konulardır. Ancak Avrupa başkentlerinin her zaman rasyonel hareket etmediğinin de altını çizmek gerekir. Hatta son dönemlerde Türkiye söz konusu olduğunda genellikle rasyonel bir çizgi tutturamadıkları görülüyor.
Türkiye-AB ilişkilerinde Ankara’nın elini güçlendiren en önemli faktör küresel güç mücadelesinde Avrupa’nın Türkiye’ye duyduğu ihtiyaçtır.
Doğu Asya’dan Batı’nın 200 yıllık ekonomik ve askerî üstünlüğüne karşı yükselen meydan okuma giderek belirginleşiyor. Son 25 yıldır ortalama olarak Batılı ülkelerin 4-5 katı civarında ekonomik büyüme sergileyen Çin’in Covid-19 salgını döneminde de Avrupa ve ABD’ye göre pozitif ayrıştığı ve 2020 yılını büyümeyle kapattığı görülüyor. Çin’in 21. Yüzyıl dünyasında Batılı ülkelerin en büyük rakibi olacağı konuyla ilgili analistlerin ortak kanaati.
Rusya’nın da askerî potansiyeli ve müdahaleci politikalarıyla Batı üstünlüğündeki dünya düzenine meydan okuduğu hatırlandığında, Türkiye gibi uzun süredir Batılı kurumların üyesi ve ABD ile Avrupa ülkelerinin müttefiki olmuş bir ülkenin kaybedilmesi hiçbir şekilde rasyonel politikayla açıklanamaz.
Artık Ankara’daki beğenmedikleri iktidarı devirmek için atmış oldukları her adımın başarısız olduğunu ve Türkiye’yi Batı’dan uzaklaştırdığını gören ve Türkiye’yi egemenliğine saygı duydukları eşit bir ortak olarak kabul eden bir Avrupa yaklaşımı kaçınılmazdır. Bu açıdan bakıldığında, küresel güç mücadelesinin dayattığı rasyonel politika Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerindeki en önemli avantajıdır.
Bazı Avrupa ülkeleri bunu anlamakta zorlansalar da her dönemde bazı Avrupalı aktörler Türkiye’nin küresel güç mücadelesi açısından mutlaka müttefik olarak muhafaza edilmesi gereken bir ülke olduğunu bilerek hareket ettiler.
Türkiye-Avrupa ilişkilerinde Ankara’nın ikinci önemli avantajı, AB ülkeleri açısından çok önemli bir yere sahip olan mülteciler ve yasa dışı göçmenler konusunda Türkiye’nin oynadığı roldür. 2015 yılında yaşanan büyük mülteci dalgasının Avrupa siyasetinde yol açtığı sarsıntı ve aşırı sağcı partilerin ve toplumsal hareketlerin yükselişi hatırlandığında, bu mülteci dalgasının önlenmesi konusunda Türkiye’nin AB ile iş birliği içerisinde hareket etmesinin Almanya gibi Avrupa ülkeleri açısından ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılır.
Ancak mülteciler konusunda Türkiye’nin iş birliğine bu kadar ihtiyaç duymasına rağmen AB’nin bu sorunun çözümü konusunda bütün yükü Türkiye’nin sırtına yüklemeye çalışan bir politikası olduğunu da ifade etmek gerekir. Dünyanın açık farkla en fazla mülteci barındıran ülkesi hâline gelen Türkiye’nin üzerindeki mülteci yükünün hafifletilmesi konusunda söz verdiği finansal desteği vermeyen AB, yeni mülteci dalgasına yol açma potansiyeli yüksek olan İdlib sorununda da Türkiye’yi Rusya ve İran karşısında yalnız bıraktı.
Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde sahip olduğu üçüncü önemli avantaj ise bazı AB ülkeleriyle yakın ilişkiler içerisinde olmasıdır. İspanya, Macaristan ve Bulgaristan gibi AB ülkeleriyle geliştirilen ekonomik, siyasi, güvenlik ya da kültürel ilişkiler bu ülkelerin AB platformlarında Türkiye karşıtı kararların ve politikaların hayata geçirilmesine karşı çıkmasını sağlıyor.
Örneğin AB organlarında Türkiye ekonomisine zarar verecek kararların alınması Türkiye bankacılık sektöründe ciddi yatırımları olan İspanya bankalarına da zarar vereceği için Madrid yönetimi bu tür kararlara karşı çıkıyor. Ama bunun ötesinde İspanya genel olarak Türkiye konusunda Avusturya ya da Belçika gibi müdahaleci eğilime ve negatif ajandaya sahip bir ülke değildir ve bu tavrı Türkiye’nin bu ülkeyle ilişkilerini geliştirme konusundaki çabasıyla yakından ilgilidir.
Türkiye’nin Avrupa’yla ilişkilerinde sahip olduğu ama pek fazla yararlanamadığı bir başka avantaj ise bazı Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye diasporasıdır. Ankara’nın AB ile ilişkilerinde pozitif bir faktör olarak bu diasporayı harekete geçirmesi Türkiye-AB ilişkilerinin rasyonel bir düzlemde yürümesi açısından çok önemlidir...