Prof. Dr. Kemal İnat

Tartışmalı Kuzey Akım-2 doğalgaz boru hattına yönelik ağır eleştiriler ve hatta yaptırımların ABD’den gelmesi herkesin alıştığı bir durumdu. Ama Fransa’nın açık ve net bir şekilde Almanya’dan bu projeyi durdurmasını talep etmesi Avrupa Birliği’nin geleceği üzerinde Moskova’nın ne kadar büyük bir etkisi olduğunu gösteriyor.
Fransa, Avrupa Birliği’nin sıradan bir üyesi değil.
Herkes iyi bilir ki, Fransa ile Almanya arasındaki iş birliği AB’nin hayat damarını oluşturur. Bu iş birliği sakatlanırsa artık AB’nin sonunu konuşma zamanı gelmiş demektir.
Aynı şeyi Almanya-İngiltere ya da Fransa-İngiltere ilişkisi üzerinden söylemek mümkün değildi. Nitekim İngiltere’nin ayrılması AB’ye zarar verse de Birliğin geleceği açısından çok büyük bir öneme sahip değil.
Geçen hafta Fransa’nın Avrupa Bakanı Clement Beaune bir radyo programında, Rusya’dan Almanya’ya uzanan Kuzey Akım-2 projesine yönelik olarak baştan beri endişeleri olduğunu ve projenin durdurulmasını istediklerini ifade etti. Rus muhalif Aleksey Navalny’nin zehirlenmesi sonrasında Almanya’da tedavi görmesinin ardından döndüğü Rusya’da tutuklanıp hapis cezasına çarptırılması Fransa’nın bu konudaki karşıtlığını artırmış görünüyor.
Navalny’nin başına gelenlerden sorumlu tuttukları Putin yönetimini cezalandırmak için Kuzey Akım-2 projesini durdurmak istiyorlar.
Fransız bakanın bu net ifadelerinin Almanya’da çok ciddi rahatsızlık uyandırdığına kuşku yok. Zira Kuzey Akım-2’nin durdurulması Rusya kadar Almanya’yı da cezalandırmak anlamına gelecek.
Sadece birkaç kilometrelik kısmı eksik kalmış boru hattının inşasından vazgeçilmesi Almanya’nın hem ekonomik açıdan önemli zarara uğraması sonucunu doğuracak hem de en büyük gaz tedarikçisi Rusya ile arasının bozulmasına yol açacak.
Fransa’nın tavrı açısından en büyük sorun ise, komşunun bu tavrının bu konuda zaten hararetli bir tartışma yaşanan Almanya’da bir tür içişlerine müdahale olarak görülecek olmasıdır. Almanya içerisinde, Putin yönetimini cezalandırmak için Kuzey Akım-2 projesinin durdurulmasını talep eden bir kesim varken Fransa’dan gelen bu net mesaj içerideki boru hattı taraftarları açısından hoş karşılanmayacak.
İktidardaki CDU’nun (Hıristiyan Demokrat Birliği) yeni başkanı Armin Laschet’in de Kuzey Akım-2’nin tamamlanması ve bu mesele yüzünden Rusya ile sorun yaşanmaması taraftarı olan siyasetçiler grubuna dâhil olduğu hatırlanırsa Fransa’dan gelen talebin yol açabileceği sonuçlar daha iyi anlaşılır.
Meselenin bir de ABD ile ilişkiler ve egemenlik boyutunun olması konuyu Almanya ve Berlin-Paris ilişkileri açısından daha karmaşık hâle getiriyor.
Trump döneminde ABD’nin Kuzey Akım-2 projesi nedeniyle Almanya’ya ağır baskı uygulaması ve özellikle dönemin Amerikan Büyükelçisi Richard Grenell’in bütün diplomatik nezaket kurallarını ihlal ederek projeye katılan Avrupalı şirketlere mektuplar yazarak onları tehdit etmesi konunun Almanya’da bir egemenlik meselesi olarak görülmesi sonucunu doğurmuştu. Amerikan büyükelçisinin sınır dışı edilmesini talep eden Alman siyasetçiler bile olmuştu.
Yani Kuzey Akım-2 meselesi Almanya için bir tür egemenlik sembolü hâline dönüştü. Bu konuda geri adım atılması ABD ve onun Avrupa’daki “müttefikleri” karşısında diz çökmek anlamına gelecek.
Eski Amerikan Büyükelçisi Grenell’in, eylül ayında yapılacak seçimlerde CDU Lideri Armin Laschet’in muhtemel rakibi Jens Spahn’ın yakın arkadaşı olması da meseleyi Alman iç siyaseti açısından daha karmaşık hâle getiriyor.
Bu açıdan bakıldığında Kuzey Akım-2 projesi üzerinden yürüyen tartışmalar, seçime giden Almanya’da Atlantikçiler ile ulusalcılar arasındaki kavganın perde önüne yansıyan sahnelerinden biri gibi görünüyor. Fransa’nın bu sahnede rol alması ise hiç de tesadüflerle açıklanacak gibi durmuyor.
Almanya’da bazı yayın organları CDU Lideri Laschet’in Rusya konusundaki ılımlı politikasını eleştirip eylüldeki seçimlerde onun başbakan adaylığının önünü kesmeye çalışırken Fransa ve ABD “Grenell’in dostu” Jens Spahn’ın önünü açmaya mı çalışıyor?
Rusya’ya karşı mücadele etmeyi dış politikasının ana hedeflerinden biri olarak açıklayan Biden yönetimi açısından bu mantıklı görünüyor ama Fransa ne yapmaya çalışıyor?
Fransız Bakan Beaune, Kuzey Akım-2’nin durdurulmasını talep ederken bu talebin Almanya’daki Atlantikçileri güçlendireceğini ve Rusya ile Avrupa arasındaki gerginliği artıracağını bilerek mi hareket ediyordu? Eğer bu sorunun cevabı evet ise bu, şimdiye kadar Rusya konusunda ılımlı politikalarıyla bilinen Fransa’nın Biden döneminde Atlantikçi bir çizgi izleyeceğini mi gösteriyor?
Öyle görünüyor ki, Rusya meselesi Avrupa’yı karıştırmaya devam edecek.