Prof. Dr. Kemal İnat

Orta Doğu, Kafkasya, Balkanlar, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika gerek bölgesel gerekse küresel aktörler arasında yoğun güç mücadelesinin yaşandığı bölgeler.
Ermenistan’da yaşanan iktidar mücadelesinin şiddetlenmesinin Azerbaycan karşısında alınan ağır yenilginin faturasıyla olduğu kadar ABD ile Rusya arasında yaşanan rekabetle de ilgisi var kuşkusuz. Biden’ın Amerikan Başkanı olmasının ardından yoğunlaşması beklenen güç mücadelesi öncesinde Rusya’nın arka bahçesini düzenlemeye ve bölgedeki en önemli kalesi olarak gördüğü Ermenistan’ı tamamen Moskova’ya bağlamaya çalıştığı gözden kaçmıyor.
Rusya’nın bu “düzenlemeyi” darbeyle hükûmeti devirme girişimine kadar vardırması Ermeni lobisinin güçlü olduğu Fransa ve ABD gibi Batılı ülkelerde nasıl karşılık bulacak? Mısır, Türkiye ve Cezayir söz konusu olduğunda kendi çıkarlarına olan darbelere destek veren ve hatta teşvik eden Batılı ülkelerin Ermenistan’daki darbe girişimine karşı çıkıp bu ülkedeki Batı yanlılarına destek vermesi bekleniyor. Bu desteğin mahiyetinin ne olacağını ise zaman gösterecek.
Ermenistan’daki güç mücadelesinin hareketlenmesi, Batı ile Rusya’nın nüfuz alanlarının çakıştığı Ukrayna, Gürcistan ve Moldova’nın da hareketlenebileceğine işaret ediyor. Rusya’yı sınırlandırma konusunu dış politikasının en önemli hedeflerinden biri ilan eden Biden’ın, Bush ve Obama dönemlerinde Washington’un pasif politikasından cesaret alıp Gürcistan ve Ukrayna’yı parçalayan Moskova karşısında bu “cephelere” yeniden ağırlık vermesi söz konusu olabilir.
Amerikan güvenlik bürokrasisinde bu yönde hareket etme arzusu olan kişilerin olduğu ve giderek etkilerini artırdıkları biliniyor. ABD’nin bu yönde hareket etmesi durumunda Gürcistan ve Ukrayna “cephelerinde” ne tür değişikliklerin olacağı, Rusya’nın nasıl tepki vereceğine ve Avrupalıların Washington’a bu konuda ne kadar destek vereceklerine bağlı olacaktır. Ama Ukrayna ve Gürcistan halklarının bu mücadelenin kaybedeni olacağı şimdiden belli.
Suriye ve Libya, ABD ile Rusya arasında şiddetlenmesi beklenen güç mücadelesinin diğer cepheleri olmaya aday görünüyor. Trump’ın Suriye’den çıkma politikasına direnen Amerikan güvenlik bürokrasisi, şimdi Biden ile birlikte bu ülkeye yönelik “fantezilerini” gerçekleştirme şansı bulduğunu düşünüyor. Kongre zaten saplantı hâline gelen Türkiye karşıtlığı yüzünden terör örgütleriyle iş birliğini esas alan bu “fantezilere” teşne durumdaydı.
ABD’nin Suriye’de kalıcı olma isteği, bu ülkeyi kendi nüfuz alanı içerisinde gören Moskova ile Washington’u doğrudan karşı karşıya getirecektir. Rusya’nın adım adım Esad yönetiminin kontrol ettiği alanları genişleterek Suriye’nin toprak bütünlüğünü yeniden tesis etme hedefi ABD’nin PKK/YPG ile ilgili planlarına çarpıyor. Washington’un PKK/YPG ile ilgili hedefleri, Esad yönetimi altında olmasa da Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunan Türkiye’yi de son derece rahatsız ediyor.
Bu durumun ilerleyen süreçte Suriye’de ne tür ittifaklara ya da gerginliklere yol açacağını Biden yönetiminin politik tercihleri belirleyecek. Ama görünen o ki, Biden ile birlikte ABD Suriye cephesine geri dönüyor ve bu geri dönüş Suriye’yi yeniden hareketlendirecek.
Washington’un, Rusya’nın nüfuz alanını genişletmesinden rahatsız olduğu bir başka cephe Libya idi. Biden yönetiminin bu ülkedeki Rus varlığına karşı harekete geçmesi de Türkiye açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Suriye’den farklı olarak Libya’da Türkiye ile ABD’nin Rusya karşısında iş birliği yapması için gerekli şartlar mevcut ama Washington’daki “saplantılı” Türkiye karşıtlarının böyle bir iş birliğine ne kadar imkân tanıyacakları da cevabı merak edilen sorulardan biri...
Türkiye’nin çevresindeki diğer güç mücadelesi alanları olan Balkanlar ve İran konusunda Batılı ülkelerle Rusya’nın yanında, giderek artan ölçüde Çin’in de aktif hareket ettiği görülüyor. ABD ve AB’nin Balkanlar’daki bazı ülkelere ağır siyasi baskıları ve ekonomik yardımlarının yetersiz olması Çin’in bu bölgede nüfuzunu giderek artırması sonucunu doğururken, benzer bir durum İran için de söz konusudur. Trump’ın yeniden devreye aldığı ağır yaptırımlar altında ezilen İran’ın Pekin ile ilişkilerini yoğunlaştırması Çin’in bu ülke üzerindeki etkisini artırdı.
Küresel güçlerin Türkiye’ye komşu bölgelerdeki nüfuz mücadelesini artırması Ankara için hem fırsatlar hem de riskler doğuruyor. Söz konusu mücadelenin Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu’yu daha da istikrarsızlaştırması Türkiye için en büyük riski oluştururken, küresel aktörler arasında artan mücadele Ankara’nın denge siyasetini kolaylaştıran bir unsur olarak karşımıza çıkıyor.