Prof. Dr. Mehmet Şahin

Ünal Çeviköz hiç şaşırtmıyor.

Türkiye’nin haklı haksız olduğuna hiç bakmadan istikrarlı bir şekilde Türk Dış Politikası aleyhine açıklamalar yapmaya devam ediyor.

İşin ilginç yanı gelen tepkiler ne kendisini ne de partisini rahatsız ediyor. Değilse, bu kadar Türkiye aleyhine açıklamaya ciddi bir tepki verilmesi gerekmez mi?

Sıradan birinden değil; dış politikayı en iyi bildiği düşünülen birinden bahsediyoruz... Yaklaşık kırk yılını Türk Dışişleri Bakanlığı’nda geçirmiş. Bağdat, Bakü ve Londra gibi önemli başkentlerde büyükelçilik yapmış. Müsteşar yardımcılığı gibi önemli makamlarda bulunmuş birinin açıklamalarını konuşuyoruz...

Dışişlerinden emekli olunca CHP, kendisinin dış politika bilgisinden faydalanmak için partiye davet etmiş. Milletvekili seçilmiş. Dış Politikadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görev verilmiş. En son parti meclisine giremeyince Genel Başkan Kılıçdaroğlu, Çeviköz’ün dış politika bilgi ve deneyimine güvendiği için kendisini Dış Politikadan Sorumlu Başdanışman olarak atamış.

Gelgelelim, Çeviköz dış politikadaki deneyim ve bilgisini Türkiye’nin menfaatine değil de hasım ülkelerin işine gelecek şekilde değerlendirmeyi tercih ediyor.

CHP’de siyaset yapmaya başladıktan sonraki açıklamaları insanı şüpheye düşürüyor; Acaba 1998 yılından sonra Türkiye ile Ermenistan arasında normalleşmenin sürdürülmesi ve 2009’da iki ülke arasında ilişkilerin normalleşmesi için protokol hazırlanması süreçlerinde de şu andaki gibi mi düşünüyor ve hareket ediyordu?

Azerbaycan ile Ermenistan arasında süren İkinci Karabağ Savaşı (2020) sırasında Çeviköz, Türkiye ve Azerbaycan’ı zora sokacak bir mülakat verdi. Bu mülakat sayesinde hasım ülkelerin medyasında geniş yer buldu. Türkiye ve Azerbaycan’ı karalamak isteyen odaklar Çeviköz’ün sözlerini doya doya kullandılar.

Ne demişti Çeviköz bir hatırlayalım;

Yaptığı açıklamada, Türkiye’yi Libya ve Akdeniz’de gerginliği artırmakla, Suriye’de meşru gerekçesi olmayan bir savaş yürütmekle, Azerbaycan’a silah ve cihatçı gruplar göndermekle itham etti. Kıbrıs’ta Maraş’ın kullanıma açılması konusunun yanlış olduğunu söyledi...

Kılıçdaroğlu’nun dış politika Başdanışmanı Emekli Büyükelçi Ceviköz, en son Mavi Vatan’ı hedef alarak Türk Dış Politikası’na Atina’dan bakan bir açıklama yaptı.

Diplomatik deneyim ve dilini de kullanarak Türkiye’nin deniz yetki alanlarını korumak için kararlılıkla yürüttüğü faaliyetleri “saldırganlık ve yayılmacılık” olarak göstermeye çalıştı.

Aynen şunları söyledi:

“Mavi Vatan söylemi, AK Parti iktidarının dış politikayı askerîleştirme ve dış politikayı biraz daha agresif bir hâle getirmesine yardımcı olan bir söylem gibi. Mavi Vatan’ın tarifine baktığınız zaman, bu aslında egemenlik haklarının ötesinde bir alanı kapsayan ve bu şekilde egemenliğin daha geniş bir alana yayılmasını öngören bir konsept, bir kavram gibi. Türkiye’nin hava sahası, kara toprakları sınırları ve aynı zamanda karasuları tamamen egemenlik haklarına sahip olduğu bölgelerdir. Hiçbir şekilde buradan bir damla su da verilmez, bir karış toprak da verilmez. Ancak karasularımız 6 mil genişliğindedir. 6 milin ötesindeyse uluslararası hukuka dayalı olarak başka kavramlar vardır. Bunlardan bir tanesi kıta sahanlığıdır. Bir diğeri de ekonomik bölgedir. Bunlar aslında 200 mile kadar uzanan alanlardır. Mavi Vatan diye 200 mile kadar uzanan alanı da eğer kendi egemenlik alanınız olarak görürseniz, o zaman biraz saldırgan ve yayılmacı bir algı oluşturursunuz...”

Yapılan bu açıklama Çeviköz’ün ya Mavi Vatan kavramanı anlamadığını ya da kasıtlı olarak hayati dış politik çıkarları iç siyasi malzeme olarak kullanmaktan geri durmadığını gösteriyor. Türk Dış Politikası hakkındaki geçmiş açıklamalarını düşününde “daha ne olabilir ki?” sorusu akla geliyor.

Türkiye, Mavi Vatan derken Kara Suları, Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge’deki uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kastediyor ve bu haklarını korumak için kararlılıkla fiilî ve diplomatik mücadele yürütüyor.

Yunanistan’ın Ege ve Akdeniz konusundaki maksimalist yaklaşımını, anlaşmalar hilafına adaların Yunanistan tarafından silahlandırılmasını, Türkiye’nin 40 km yakınındaki Dedeağaç’a silah yığılmasını görmeyen Çeviköz, Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklı haklı davasını korumak için yürüttüğü faaliyetleri “saldırganlık, yayılmacılık ve dış politikanın askerîleştirilmesi” olarak takdim etmeye çalışıyor.

Hangi kurumda hangi görevi üstlenirse üstlensin bu zihniyete sahip olanlar bir türlü dış politikaya Ankara’dan bakmayı öğrenemediler. Sürekli gözleri belli başkentlerde.

Birileri bunların duyacağı ve anlayacağı şekilde “1989’da Berlin Duvarı’nın yıkıldığını ve Soğuk Savaş’ın bittiğini” anlatsın lütfen.

Bıktık artık bunları duymaktan…

Karabağ Savaşı sırasında olduğu gibi, artık bu açıklamadan sonra başta Yunanistan olmak üzere Batı medyasına manşet olur, alkışları alırsın sayın Çeviköz…

Çeviköz’e bir soru sorarak bitirelim: Yakın zamandaki Erbil ziyaretinizde Türkiye’nin bölgedeki PKK’ya karşı operasyonlarını kastederek “Türkiye buralarda saldırgan ve yayılmacı politika takip ediyor, dış politikayı askerîleştiriyor” dediniz mi?