AŞKIN EFENDİSİNE

Ragıp Karadayı

"Bursa’da fitne çıkaranlar dün gece burada eğlenmiş, kendilerinden geçmişlermiş!"
 
Geçen sene yine burada buluşmuştu üç kafadar. Bu çok güvendiği iki can karındaşından iriyarı olanı; bir boğayı bile devirecek güçte olan Hasan Bey’di. Boğayla güreşip alt etmesinden dolayı herkes ona “Boğa” lakabını yakıştırmıştı. Diğeri de çelimsiz, ufak, tefek, fakat çok zeki, kurnaz, korkusuz ve olmadık yerlerden geçen, lastik gibi düşen, kalkan “Çekirge” lakaplı Ali Bey’di.
Bu seferi, her bakımdan uyumlu üç kafadar gerçekleştirecekken, bir de Üryan katılmıştı aralarına. Hesapta olmayan bu gözü kara adam, bölgeyi karış karış biliyor. “Ne, nerede?” eliyle koymuş gibi buluyordu. Allahü teâlânın bir ihsanı olduğunu düşünüyor, hâllerine şükürler ediyorlardı.
Kendilerine olan güvenleri tamdı. İsteseler bir orduya kafa tutar, gözlerini daldan, budaktan esirgemezlerdi. Oldukça neşeliydiler. Fazlalıkları var, eksikleri yoktu.
Boğa Hasan ve Çekirge Ali, buraya gelmeden önce şatoda olup bitenleri, nereden, nasıl girip çıkacaklarını detaylı bir şekilde öğrenmiş, sadık adamlarının da ne âlemde olduklarını kontrol etmişlerdi.
              ***
Bursa’da fitne çıkaranlar dün gece burada sabaha kadar eğlenmiş, kendilerinden geçmişlermiş. Bu eski şatonun altı, eski tarzda yapılmış kocaman bir meyhaneymiş. Tek başına altı, yedi okka şarap içenler burada toplanıyor sabahlara kadar gayda sesleriyle, nara gürültüleriyle kimseyi uyutmuyorlarmış. Sarhoş olmayan yok gibiymiş. Dün gece sızanlar hâlâ uykudaymışlar. Daha neler, neler?..
- Bu gece öyle bir iş yapacağız ki hiç unutmayacaklar, dedi Doğan Bey.
Boğa’nın, kocaman bir kavurma parçasını yutmaya çalışırken güleceği tuttu. Ağzındakini yutamadan püskürttü.
- Bizim hakkımızı da yersen işte böyle boğazında kalır, dedi Çekirge.
- Ben hakkımı helâl ettim, dedi gülerek Doğan Bey…
Bu tatlı atışmadan Üryan geri kalmadı;
- Benim heybemde taze kavrulmuş ceylan eti var. Ne dersiniz?
Güle, oynaya olanları ortaya koyup, afiyetle karınlarını doyurdular, cemaatle namazlarını kıldılar. Üryan da tereddüt etmeden onlar ne yaptıysa aynını yaptı. Arada bir oturacak yerde kalktığı, kalkılacak yerde oturduğu olsa da…
Doğan Bey, seccadesinden kalkmadan üç yiğit arkadaşına döndü sevgiyle baktı. Onlar da bir şeyler anlatacağını sezmiş, beklemeye başlamışlardı.
- Allahü teâlâ kabul, makbul ve mübarek eylesin can karındaşlarım. Biraz sonra harekete geçeceğiz. Anlayacağınız beyler; kelle koltukta, bir zorlu uğraş bekler bizi, dedi. Bir müddet bekledi. Sonrada etrafına bakındı.
- Lâkin, peşin bilesiniz ki… Gidip de dönmek mi nasip olur, can verip ölmek mi belli olmaz?
Ölmekten kokmayan bu cengâverler, birbirlerinden ayrı kalma endişesiyle başları önde sessiz kaldı, Doğan’ın sualiyle toparlandılar.
- Var mısınız?
- Bak hele bu da sual midir Doğan Beyim? diyen Çekirge Ali’nin sözünü Boğa kesti. Avucunu açıp gösterdi.
- Aha, benim şu Osmanlı tokadımı nicedir yememiş kim bilir kaç münkir münafık vardır kii… Onları bu zevkten mahrum etmek olmaz ya hu! DEVAMI YARIN