U L U Ş A R HACI BAYRAM VELİ

Ragıp Karadayı

Haber; ateşten bir gülle gibi Çeperli’nin ortasına düşmüştü. Duyan meydana üşüştü.
 
Köylüleri karşısında gören çobanın kanlı yüzünde şaşkın, oldukça acı bir gülümseme yayıldı. Kalın yün hırkasının sol kolu, yırtılıp kopmuş sarkıyordu, elbiseleri kan revan içinde, omzu parçalanmış, gözlerinin çevresi mosmor, kanlı etten, yürüyen bir mevta hâline gelmişti. Köylülerin bir şey demeye dili varmıyordu. Neden sonra Hüseyin Ağa:
- Sana ne oldu dadaşım?
- !!!
- Niçin susuyorsun? Ayı mı, kurt mu saldırdı, yoksa Kötü Taş’tan aşağı mı yuvarlandın? Allah aşkına nedir bu hâl? Ne olur saklama, söyle!
- !!!
- Nahır nerede? Atlarımız, öküzlerimiz, davarlarımıza ne oldu da eli boş döndün?
- Hüseyin Ağa Hüseyin Ağa! Fazla sıkıştırma çobanı! Olan olmuş zaten, görmüyor musun?
- Görüyorum görmesine de başımıza ne geldiğini de merak ediyorum Cafer Ağa! Belli ki büyük bir musibet, bir belâ var üzerimizde!
- Birbirinizi incitmeyin ağalar! Hakikat şu: Bir bölük atlı eşkıya bastı, hayvanlarımızı toplayıp Palandöken’e doğru sürdüler! Önlerine geçtim; “durun gardaşlar! Mallar benim değil” dedim, ne kadar yalvardıysam da nafile! Zalimler, atlarını üzerime sürdüler! Biri dipçik darbesiyle beni yere yatırdı, ne kadar vurdu bilemiyorum, bayılmışım, herhâlde “öldü” diye bırakıp gitmişler! Uyandığımda ikindi çoktan geçiyordu. Otlattığım hayvanlardan hiçbiri de yoktu ortalıkta. Düşe, kalka buraya kadar geldim! İster öldürün, ister hakkınızı helâl edin! Ne derseniz deyin! Durum, vaziyet bundan ibaret!
- Zaten mahvetmişler! Niçin öldürecekmişiz dadaşım? Senin ne kabahatin var ki? Kim olsaydı, aynısını yaşardı. Benden yana hakkım helâl olsun.
Bütün köylüler hep bir ağızdan:
- Bizden yana da helâl olsun! diye cevap verdiyse de çobanın aklı başında değildi, birdenbire fenalaştı yere yığıldı. Komşular, bir iki tahtayı sedye yaparak evine taşıdılar. Çobanın evine bir ateş düşmüştü sanki. Pek küçük çocuklar, babalarını öyle kanlar içinde görünce, korkup kaçtı, kapı arkalarına saklandılar. Aile efradı ise, feryad-ü figan ağlaştılar ki buna ne can dayanırdı, ne de bir şey! Hani “taş olsaydı erirdi” derler ya aynen oydu yaşananlar.
Hangi dağın çiçeğini koklasam,
Arı ağlar, kovan ağlar, bal ağlar.
Hangi günün şafağını yoklasam,
Hasret ağlar, gurbet ağlar, yol ağlar.
Haber; ateşten bir gülle gibi Çeperli’nin ortasına düşmüştü. Duyan meydana üşüştü. Köyde; evlerde tek tük kalan sürüye yetiştirilememiş, hastalıklı, satılık hayvanların dışında mal, davar diye bir şey kalmamıştı. Ölmeden, can damarlarından birini kesmişlerdi. DEVAMI YARIN