Ragıp Karadayı

 
Biraz istirahat edip kafasını dinledikten sonra rahatlamıştı Ali. Kalkıp pencereye doğru yürüdü...
 
“Başıma gelenleri muhterem babacığım, canım anacığım duysa çok üzülürler çook…” diye mırıldandı Ali... Gözleri tekrar yaşardı; ama bu defa silmedi. Biraz önce yaşadığı o ana döndü tekrar; Okulun dış bahçe duvarının dibinden, ağza alınmayacak küfürler ederek uzaklaşan Yılmaz’ın gittikçe kaybolan silüetini seyretti... ta gözden kaybolana kadar. Ve Ali’nin boş, serin eve dönüşü, kimseye göstermek istemediği dinmeyen gözyaşları birbirini takip etti…
O düşüncelerine ne edip edip ara verdi ve yataktan kalktı. Mutfağa doğru ilerlerken çıplak ayakları tahta döşemede gıcırtılara sebep oluyordu. Hoşuna gitmezdi bu ses Ali’nin. İyi ki şu anda odada tek başınaydı. Anacığı çocukları almış, kapının önünde babalarının gelmesini bekliyordu. Diğer bir ifadeyle aile, yol bekleme nöbetindeydi. Testiye uzandı ve maşrapaya eğdi, billur gibi serin suyla dolduruverdi ağzına kadar. Su hayattı, içtikçe içini ferahlandırıyordu.
Yılmaz’ın cezalandırılmasını istiyordu ama kendine ne faydası olacak, bir süreliğine rahatlayacak mıydı? Tam emin değildi. Hâlâ mahallenin çocukları bağrışarak konuşuyorlardı. Dışarıdan kulağına gelen küfürlü seslerinden rahatsız oldu. Ağza alınmayacak sözlerden, çirkin davranışlarından, oldum olası nefret ederdi, buna rağmen onlar da gidip gelip onu buluyordu.    
Geçenlerde yine bir köşeden saldırı düzenlenmiş, bütün simitleri yerlere saçılmıştı. Kirlenmiş olabileceğinden şüphelenerek, sahiplerine vermemiş, yerine yenisini alıp götürmüştü. Fırıncı da bu meseleyi öğrenmemiş, Ali’nin fazla satış yaptığına yorumlayarak çok memnun olmuştu. Bu hadiseden dolayı iki gün evde bol simit yenildi. Tabii ki “yerlere dökülen simitler” falan demedi. Çok iyi temizledi, yıkadı kuruladı, kendisi de dâhil ailece afiyetle yediler, ziyan olmadı. Bundan sonra daha nelerle karşılaşacağının korku ve endişesi içindeydi.
Son günlerde talebeler arası sürtüşme artmıştı. Okul idaresi, her ne kadar dikkatli davranıp bu tür şeylere meydan vermese de olanlardan anlaşılan, artık daha sert tedbirler alacak, en ufak bir kavgaya müdahale edilip suçlular cezasız kalmayacaktı. Okulda dövüşmek kesinlikle yasaktı. Cezası bildirilmemişti, ne olduğunu bilen de yoktu zaten.
Biraz istirahat edip kafasını dinledikten sonra rahatlamıştı Ali. Kalkıp pencereye doğru yürüdü. Güneş batmış hareketlilik artmıştı. Pencereyi açar açmaz çocuk bağrışmaları, kuş sesleriyle birlikte toprak karışımı çimen kokuları yüzünü yalayarak odaya doluverdi. İçinden; “Amma da aceleleri varmış. Şimdi anacığım gelir. Şirin ve moralim yüksek görülmeliyim” diye söylenerek demir parmaklıklar arasından bahçeye oradan da sokağa baktı Ali. Elindeki maşrapayı “Bismillah” deyip pembemsi dudaklarına götürdü ve kalan suyu da içip bitirdi, “elhamdülillah” dedi. Dedesi böyle yapmasını çok isterdi. Sonra babasının, anacığının da aynı şekilde başlarken “Besmele” çektiklerini, yemeği, içmeyi tamamladıklarında da “Elhamdülillah” dediklerini görünce o da aklı erdiği günden beri aynısını yaptı.
DEVAMI YARIN