U L U Ş A R HACI BAYRAM VELİ

Ragıp Karadayı

 
Poşetinin köşesine sıkıştırdığı, Nuri Öğretmenin verdiği küçük, resimli kitapçığı çıkardı.
 
Muhtemelen bugün pencerelerin dibine sinen çocuklar, duyurmak istediklerini de duyurmuşlardı. “Bu da o Yılmaz denilen çocuğun bir tuzağı olmasın” dedi, kapıya yöneldi. “Anacığım gelirse benden şüphelenmemeli” diye düşünüyordu. “Ah, aptal kafam” diye söylendi Ali. Tabii ya, evi havalandırırken başını uzatıp etrafa bakmıştı da, hem de hiç gerek olmadığı hâlde; ama nedense öyle istemişti. Konuşulanlar onu sıkıyordu. Evet, belki bir hakikat tarafı vardı ama seviyordu işte okumayı, faydalı olmayı kime ne!
Her şeye rağmen lacivert semaya pencere parmaklıkları arkasından bakmak, tarifsiz bir haz ve huzur veriyordu. Komşu çocukların bahsettiği o “kötü niyetlileri iyiye çevirmek mümkün değil miydi?" Neden olmasındı?
O herkesle iyi geçinmeye “RAHMET OLMAYA” karalıydı bir kere. Ne yapıp ederlerse etsinler, doğru yolundan kimse döndüremezdi.
Poşetinin köşesine sıkıştırdığı, Nuri Öğretmenin verdiği küçük, resimli kitapçığı çıkardı. Kapağından itibaren başladı incelemeye. İlk okuduğu cümleye pek şaşırdı; “Aa! Bu da simitçiymiş!” dedi, merakla iç sayfaya geçti.
                   ***
MERT SİMİTÇİ…
İYİLER OLMAZSA DÜNYA YAŞANILMAZ, HAYAT ÇEKİLMEZ OLUR
Kuş cıvıltılarının eşlik ettiği bir bahar sabahıydı, erkenden evden çıktım. Ne hikmetse o gün kahvaltı yapmamıştım. Mahallemizde yeni açılmış simitçiye uğradım. Hem “hoş geldiniz, hayırlı ve mübarek olsun” diyecek hem de “nasıl biri” olduğunu görüp tanışacaktım. Maşallah rağbet fazlaydı, hemen kuyruğa dâhil oldum. İtinayla hazırlanmış, nezih bir yer olduğu açık görünüyordu. “Ya işletenler?” sualiyle on beş, yirmi dakika kadar sırada kaldım. Hemen önümde, dünyalar güzeli bir kız çocuğu ile orta yaşlarda babası olduğunu tahmin ettiğim biri vardı. Adam oldukça temiz ve şık giyinmişti ama elbiselerinin modası çoktan geçmişti. Gömlek düğmelerinin tamamını iliklemiş. İpek bir kravat dahi takmıştı. Kösele ayakkabıları da en az on sene önceki çizgiyi taşıyordu, üstelik yazlıktı. Anladım ki güngörmüş bir adam ama başından bir şeyler geçmişe benziyor. Gayriihtiyari “Niçin böyle demode?” diye düşünmeye başladım.
Çocuk ikide bir; ‘‘Hadi baba acıktım, gelmedi mi sıra daha?” diye söylenerek babasını çekiştiriyordu…
Neticede sıra onlara geldi. Adam bir simit istedi. Çocuk hemen itiraz etti:
“Ama baba, ben tahinliden de istiyorum” deyince babası "sus!" manasında işaret parmağını dudaklarına götürüp “olmaz” diye de kaşlarını kaldırdı.
DEVAMI YARIN