U L U Ş A R HACI BAYRAM VELİ

Ragıp Karadayı

Baba kısık sesle: “Abi, başka bozuk paramız da yok, tüh eksik kaldı. Hakkını helâl et ne olur!” dedi...
 
Sağa sola bir göz attıktan sonra kitabı okumaya devam etti:
Adamcağız çaktırmadan, “Tahinli almaya durumum müsait değil!” demek istiyordu ama çocuk da anlayacak durumda değildi.
Tek simit için bozuk birkaç kuruşu uzatırken biri yere düştü, yuvarlanıp tezgâhın altına gitti.
Adam diz çöküp almaya çalıştı lakin bulamadı. Dükkân sahibi:
‘‘Boşver be abi, mühim değil!" diye tebessüm ederek ufaklığın saçlarını okşadı şefkatle.
Baba kısık sesle:
“Abi, başka bozuk paramız da yok, tüh eksik kaldı. Hakkını helâl et ne olur!” deyince, tezgâhtaki:
“Aaa elbette hakkımı helâl ettim Bey! Şöyle geçin masaya oturun, birazdan fırından sıcak simitler çıkınca getireceğim” dedi.
Adam, fazla itiraz etmedi ama eksik para verme mahcubiyeti ile en kuytu köşeye geçti sıkılarak oturdu.
Ben de bu arada simidimi alarak onları görebileceğim yan masaya geçtim. Çay söyledim, zeytin, bir iki dilim de peynir koydular tabağıma. Bu arada çaktırmadan yakınımdaki baba ile kızcağızı dikiz ediyorum; "dükkân sahibi kızacak mı, sevecek mi?" merakıyla. Neyse, fazla bekletmeden geldi bizim simitçi. İki porsiyon hazırlamış ama çok itinayla ve özel... Tabakların içine her yiyecekten koymuş tek tek. Çocuğun istediği tahinliden, susamlısından, kol böreğinden, su böreğine varana kadar, bu arada tatlılardan da unutmamış, silme iki tabak doldurmuş anlayacağın. Üç de çay geldi, dükkân sahibi de bir tabure çekip yanlarına oturuverdi.
Hâlâ pürdikkat onları seyrediyorum belli etmeden.
Ne yalan söyleyeyim; kendi kendime, "Adam kaç senelik esnaf, insan sarrafı olmuş. Tabii kim dilenci, kim değil gözünden tanıyor, biliyor ve ona göre de muamele ediyor. Tespitlerinde yanılmıyor…" diyordum.
İş ilerledi, başladılar sohbete. Bu arada tekrar tekrar çaylar içildi. Küçük yaramazın ise keyfine diyecek yoktu. Karnını doyurduktan sonra etrafına öyle şirinlikler yapıp gülücükler dağıtıyordu ki sormayın…
Sonra baktım simitçi, bir deste kâğıt para çıkardı, el çabukluğuyla bir zarfa yerleştirip kaşla göz arasında adamın gömlek cebine koyuverdi.
"Yarın gel işine başla! Tamam mı?" dediğini duyunca bir hoş oldum.
İçimden; "Kısmete bak" dedim, devam ettim; “Bak şu işe; adam parayı düşürdü diye üzüldüğü tezgâh, şimdi ekmek parası kazanacağı dükkân oldu. Allah’ım ne büyüksün!”
Bu şahit olduklarıma pek de sevinmiştim. Neyse onlar kalktı el sıkışıp ayrılınca, meraktan ölecek durumda olan bendeniz, hemen yanaştım patrona: "Pardon! Seni canı gönülden tebrik ederim. Maşallah! Hiç rencide etmeden babası ile küçük kızın karnını iyice doyurdun. Kimseye göstermeden de cebine birkaç lira koydun, o garibanları sevindirdin. Cenâb-ı Allah da seni sevindirsin, senden ebediyen razı olsun, sayınızı çoğaltsın, ne iyi adamsın!” dedim, gözlerimin yaşını göstermeden elini sıktım.
O da memnuniyetini bildirerek, "Sağ ol Bey” dedi. DEVAMI YARIN