Ragıp Karadayı

 
"Fırının bir köşesinde daima fokurdayan bir çaydanlığımız var zaten. Bize düşen; bir bardağa boşaltmak."
 
Babası, Ali'nin "horoz ne kadar sıkılmıştır" sualine şöyle cevap verdi:
- Olmaz olur mu evlat? Hem de ne çok üzülmüş, şaşırmış, kahrolmuş anlayacağın. Bu da sahibini kesmemiş ki bir müddet sonra yine gelmiş, bu sefer de; "Hiçbir işe yaramıyorsun, eğer tavuk gibi yumurtlamazsan seni keserim!" demiş. Verdiği tavizlere mi yansın, kesilmeden kurtaramadığına mı yansın Horoz? Başlamış hüngür hüngür ağlamaya. Bu sefer ne demiş tahmin et bakayım evlat?
- Herhalde; “YETER ARTIK! BIRAK YAKAMI ZALİM ADAM!” demiştir!
- Öyle olmasa da çok manidar ve ders mahiyetinde bir cümle söylemiş: "KEŞKE ŞEREFLİ BİR ŞEKİLDE ÖTERKEN ÖLSEYDİM..."
- Anladım galiba!
- Onu sen daha iyi bilirsin evladım! Şu bir hakikat: Problemlere yaklaşımda korku, işi daha çözümsüz hâle getirir.
- !!!
- Karar verirken korku, zulme sebep olur.
- !!!
- Doğru bir konuda adım atarken korku... yanlışları da peşine getirir! Evlat, "KORKU" kısaca TAVİZDİR...
- Peki cesaret nedir babacığım?
- Evlat cesaret, özünü MUHAFAZA EDİP korumaktır, diğer bir ifadeyle cesaret; kendin kalmaktır. Psikologlara, sosyologlara göre ise cesaret; KORKTUĞUNU GİZLEME SANATIDIR.
- !!!
- Evlât, korktuklarından emin, umduklarına nail olmanız temennisiyle...
             ***
Eski bir binanın badana ve boyasını yaptıktan sonra evine dönerken çok zorluk çekmişti Yusuf. Dolmuşlarda in bin, boyaları, fırçaları taşı, hem yolculara eziyet hem de onların rahatsızlığını gören Yusuf’a âdeta işkence olmuştu. Kan ter içinde evin yakınındaki fırın durağında indi. Ali de simitlerini bitirmiş, paralarını teslim ederken babasıyla karşılaştı. Bu sürpriz buluşmaya pek memnun olmuştu. Fırıncı, baba oğul muhabbetini görünce:
- Yusuf Efendi hoş geldin. Buyur bir çayımızı iç.
- Zahmet etme, yolcu yolunda gerek.
-Ne zahmeti. Fırının bir köşesinde daima fokurdayan bir çaydanlığımız var zaten. Bize düşen; bir bardağa boşaltmak. Lütfen, sonra bana “Fırıncı abi bize bir çay dahi içirmedi” demeyesin. Gel şöyle yakınıma da bir anlat Yusuf Efendi, bu söz nasıl çıkmıştı?
- Evet, Erzurumlular öyle der. Efendim bizim oralarda şöyle anlatırlar: Bir gün zengin bir dadaş eş, dost, hısım akrabalarını evine davet ediyor. Onlara bir tosun kesip cağ kebap yapıp ziyafet çekiyor. Millet tıka basa yiyor. Sohbet, yemek derken vakit ilerliyor, dadaştan müsaade isteyerek ayrılıyorlar. Bu arada ziyafet veren dadaşın kulağına şöyle laflar geliyor: “Koca dadaş ağa, bize bir çay bile içirmedi…”
- Tosun gidiyor, kimsenin umurunda değil, illa çay! Bu fıkrayı duymuştum onun için söyledim zaten.
- Cenâb-ı Allah razı olsun efendim. Bize iyiliklerin o kadar çok ki saymakla bitmez, karşılığını ödeyemeyiz.
- Karşılık bekleyen de kim Yusuf Efendi? Abdülhakim Arvasi Hazretleri buyurmuşlar ki: “İyilik yapılır ve unutulur…” Bir şey beklemek “iyilik” olmaktan çıkar “ticaret” olur, bu da inananlara yakışmaz.
- Öyledir Bey. Cenâb-ı Allah, hayır ve hasenâtınızı kabul ve makbul eylesin.
- Âmin… DEVAMI YARIN