Ragıp Karadayı

Abdullah öğretmen: “Evet simit ve yanında çay isterdim, hem de köy simidi...”
 
Gittikçe yükselen güneşin, altın sarısı hüzmeleri; çamların, sedirlerin sık, koyu zümrütten iğneleri arasından nazlı nazlı, çimenlerin ve sarı mayıs çiçeklerinin üzerine salınıyordu durmaksızın. Her taraf yeşilden derya gibiydi. Yosun tutmuş duvarların yanından bir hayalet gibi sessizce geçip gitti senelerdir emek verdiği mektebine doğru. Her yana; kuş sesleriyle birlikte, hoş bir sabah serinliği yayılıyordu. Masal mı deseydi, yoksa keyifli bir rüya mı?.. Tam kestiremiyordu… Bütün kalbiyle huzur dolu bir âlemdeymiş gibi hissediyordu kendini. Meyve bahçelerinden, bostanlardan gelen serçe cıvıltılarına çatılardaki martı sesleri karışıyor, hoş bir melodi olarak şehrin üzerine üzerine yayılıyordu… Öyle dalmıştı ki derse yetişmek için hızla yanındın geçen çocukları ve selâm vermelerini bile görmüyordu.
Çoban olup, kör nefsini güdersin, 
Nerden, niçin geldin; nere gidersin?
Mâlâyâni, boş şey, gıybet edersin,
Görüp ibret almayana ne dersin?
"İnsanoğlu kendi yaşadıklarına, bedenindeki inceliklere, organlar arasındaki ahenge, etrafındaki dengeye ve olup bitenlere şöyle bir eğilip kulak verse, ibretle bakabilseydi; Allahü teâlânın varlığını, birliğini, büyüklüğünü, kuvvet ve kudretini anlar, hakiki manada insan olur, ebedî saadete kavuşurdu" diye düşünerek öğretmenler odasına girdi. Müstahdemin “Hocam çay, yanında simit de ister misin?” diye sormasıyla kendine geldi. “Evet simit ve yanında çay isterdim, hem de köy simidi” demişti ki Abdullah öğretmen, birinin çıkageldiğini gördü.
Selâm verilip alındıktan sonra, havadan sudan konuştular bir müddet, ama Abdullah Hoca’da bir farklılık vardı, bir şey diyecekti de müsait zaman ve zemin kolluyordu sanki.
- Bugün bir tuhafsın be Abdullah Bey!
- Gönlümü bıraktım belediye otobüsünde…
- Bu yaştan sonra âşık mı oldun, hayırdır?
- Aşkın, meşkin yaşı mı olurmuş? Hele sorduğun suale bak!
- Yaş ilerledikçe Abdullah Hocam, yüksek laflar eder oldun. Bizim seviyemize in de anlayalım. Hani derlerdi ya büyüklerimiz: "Kelâmın kibarı, kibarın kelâmıdır.”
- Yani?
- Yeni nesil anlamaz ama siz ne demek istediğimi çok iyi bilirsiniz Abdullah Hocam! "Sözün kibarı, kibarın sözüdür" yani ince manalı sözleri, yine ince, zarif insanlar söyler demek olduğunu… Siz de o tarz, maşallah gönülden hitap ediyorsunuz bugün.
- Hayat çok kısa Nuri Bey. Ya da çok uzun. Bir gün elbette bitecek. Öyleyse insan, yapacağını gönülden yapmalı.
- Meseleye nereden baktığınıza bağlı, ama hayatın logaritmik bir ilerleyişi olduğu kesin… DEVAMI YARIN