İMZA

Rahim Er

Türkçede "devşirme" dendiğinde Yeniçeri hatırlanır. Ocağın aslı, "devşirme sistemi"ne dayanırdı. Savaşlarda devşirilen çocuklar, İslâm akaidi ve Türk örfüyle yetiştirilerek milletimizin yüksek dâvâ ve değerleri uğruna can verebilen bahadırlar hasletine kavuşturuldular. "Ülkeler oraların çocukları eliyle fethedildi" denebilir.
Çocuk yaşta asker ocağına kaydedilenler, civanmert yaşa geldiklerinde öylesine özenli bir eğitimden geçmiş olurlar ki artık halis Müslüman ve bugünkü ölçülerle baktığımızda tam bir Türk’tür. O yiğitler, î’layı kelimetullah için asırlar boyu zaferden zafere koştular.
Yeniçeri Ocağı’nın bozulmasıyla devletin gerilemeye başlaması eş zamanlıdır. Ocak, 1826 yılında Sultan II. Mahmud tarafından lağvedildi. Bazı tarihçiler, "ortadan kaldırma yerine ıslah edilse daha isabetli olurdu" derler. Bu görüşlerindeki en büyük dayanak, Yeniçerinin yok olması üzerine arka arkaya büyük mağlubiyetlerin yaşanmasıdır.
Son dönemi hariç tutulursa Yeniçeri, 5 asır gibi bir büyük zaman boyunca Avrupa ortalarına kadar girerek haçlı ordularına kök söktürmüş, düşmana dehşetli mağlubiyetler tattırmıştır. 
Yeniçeri Ocağı, topa tutulup çökertildikten az bir zaman evvel Harput’ta misyonerlik faaliyetleri başlar. Tarih, 1803’tür. ABD, Harput’ta Fırat Kolejini açacak, kısa süre zarfında imparatorluğun belli başlı merkezlerine Amerikan, İngiliz, Fransız, Alman, Avusturya mektepleri kurulacaktır.
Bir taraftan bu mektepler, faaliyete başlarken diğer taraftan "oryantalist" de denen şarkiyatçılar ülkenin çehresini değiştirme, beyinleri yıkama faaliyetine başlarlar. Muallim, tüccar, müsteşrik, arkeolog… her biri ayrı koldan imparatorluk üzerinde çalışarak bir asırlık bir faaliyetten sonra Büyük Devlet’i tasfiyeye hazırlar, zorlar ve Lozan’da masaya oturturlar.
Memleket çocuklarının zihni, albenisi yüksek yabancı okullarda farklı şekilde yoğurulurken diğer tarafta Erken Cumhuriyet Dönemi uygulamalarında boşluklar bırakıldı. Osmanlı devlet ve millet hayatı, asker, adliye, medrese, maliye, dâhiliye, hariciye üzerinde yükseliyordu. Bunlardan ilk ikisi ordu ve yargıdır. Üçüncüsü ise üniversitedir.
 
Bugünkü deyimle üniversite, örgün eğitimdir. Buna mukabil bir de yaygın eğitim vardır. O da Dergâhtır. Günümüzde ekranlarda ve politika kürsülerinde sabah-akşam öfkeyle dile getirilen "tarikat-cemaat" sosyolojik ve dini gerçeğinin aslı o dergâhlardır. Bu milletin beşerî irfan ve ulvî irtifalar kazanmasında o mübarek dergâhların büyük payı ve hakkı vardır. Dünkü hayatımızda Ahmed Yesevi, Yunus Emre, Hacı Bektaşı Veli, Hacı Bayramı Veli gibi binlerce, hatta on binlerce dergâh ulusu, tarikat mürşid veya mensubu, tasavvuf eğitim ve terbiyesi olmasaydı bugün acaba nerelerde olurduk diye düşünmek vazgeçilemez bir doğrudur. Mezhepler, mektepler, medreseler… halkı, hukuk ve ilim yoluyla yetiştirirken dergâhlar da köyden şehre bütün bir memleketi gönül yoluyla olgunlaştırıyordu. Bu dergâhlar Erken Cumhuriyette kapatıldı.
 
Şu manzara görülüyor olmalı; bir asır evvel devlet eliyle Yeniçeri Ocağı lağvedilmişti. Bir asır sonra yine devlet eliyle dergâhlar ve bağlı kuruluşların kapısına kilit vurulmuştu. Bu bir bakıma şunun da yansımasıydı. Bir asır evvel II. Mahmud, sarığı kaldırıp fesi getirmişti. Düşüş, şeklî değişikliklerle telafi edilecek zannedilmişti. Aynı zan bir asır sonra tekrar edecekti. Mustafa Kemal de fesi kaldırıp şapkayı mecbur tuttu. II. Mahmud’a bir kısım ahali "gâvur padişah!" deme cür’eti gösterdi, bir asır sonraysa şapka giymeyen canından olabildi.
 
Bu arada yabancı faaliyetler hız kesmeden devam ediyordu. Yeni dönemlerin ilk safhası, 1839 Tanzimat rejimidir. Tanzimat’la birlikte yabancılaşma hız kazandı. Tanzimat’a Cumhuriyet’e giden yolun başlangıcı denebilir. Oryantalist faaliyetler, yabancı okullar, modalar ve sürüyle diğer müessirler, Tanzimat’ta münevveri, Cumhuriyet’te aydını, yakın dönemlerde entelektüeli yabancılaştırdı. Her münevver, her aydın ve her entelektüel bu tuzağa düşmedi ama çok diplomalımız yerli kalamadı. Milletin bin yıllık mazisinden gelen her kıymet hor görüldü. 19. asrın başından itibaren yurt dışına eğitime gidenlerin ve içeride üzerinde çalışılanların büyük bir kısmı devşirildi. Yeniçerinin intikamı alınıyordu. Bu ülke, bu ülkenin evlatlarıyla başkalaşmaya zorlandı. FETÖ örgütü, erken Cumhuriyette doğan boşluğu, oryantalist, misyoner ve ajanlarla doldurma faaliyetidir. O, ne bir dergâh, ne bir cemaat, ne de bir tarikattır. İki asırlık karşı devşirme faaliyetinin yoğunlaştırılmış örgütlü yapısıdır…
Son iki asrımız, soğukkanlılıkla tahlil edilmeden yapılacak her konuşma, yazılacak her eser tekrarlanan ezber cümlelerden ibaret kalır.
 
İki asırlık devşirme faaliyetinin zararları -ki buna mankurtlaştırma da denebilir- o hâle gelmiştir ki bugün bazı kimseler -maalesef- Türkçe konuşan ecnebidir. Adı bizden bu "yabancılar" hâllerinin kendileri de farkında değildir.