İMZA

Rahim Er

Yerden ve gökten gelen âfetler; çığ, toprak kayması, sel, zelzele ve yangından ibaret olmasa da insanlığın en çok karşılaştığı bunlar… Felaketleri birbiriyle mukayese etmek mümkün olmasa da bir kıyas yapma zarureti gerektiğinde "yangın en korkuncudur" denebilir.
Ateş, dünyayı meydana getiren "anasır-ı erbaa"dan, dört temel unsurdan biridir. Anasır-ı erbaa, hava, su, toprak ve ateştir. Bunlar olmazsa hayat olmaz. Hikmete bakmalı ki hayatın sebebi olan varlıklar, diğer uca gidince hayata son veren âmiller olmaktadır.
Çığ, bir miktar karın topak hâline gelip devâsa yığınları bulmasıyla, heyelan muayyen ağırlıktaki toprağın yerinden koparken yüz binlerce kilo toprağı sürüklemesiyle, yıkıcı zelzele, ölçeğin birkaç derece artmasıyla, yangın küçücük bir kıvılcım, ufacık bir alevle doğabilmektedir…
Yangınlar, hem memleketimizde ve hem de yerkürede hemen her yaz mevsiminde çıkmaktadır. Bu sene ise dehşet çapta meydana geldi. İl sayımızın yarısından fazlasında yangın yaşandı. Dünyada da en az kırk ülkede yangın oldu. O kadar ki karı-buzu-soğuğu ile meşhur Sibirya’da bile yangınlar çıktı. Geçen yıl bazı ülkelerdeki yangınlar senenin yarısı boyunca devam etti. Bir kısım devletlerde bu sene de devam ediyor.
Her felakete üzülmekteyiz. Dünyanın neresinde olursa olsun insanın, hayvanların ve tabiatın uğradığı facia, musibet ve felaketler insanı derinden sarsmaktadır. Bizde 2021 yangınları yüreklerimizi yaktı, ciğerlerimizi kavurdu. İçlerinde yangın söndürme görevlilerinin de bulunduğu can kayıplarımız oldu. Bu kahramanlar, ateşle mücadele ederken diri diri yandılar. Şu cümleyi yazmak ve eminiz ki okumak bile tüyler ürpertici. Üstelik yanan canlar, sadece bu kardeşlerimizden ibaret değil. Milyonlarca ağaç ve sayısı meçhul miktardaki hayvanlar yandı.
Yangın söndürme araçlarından birinde vazifeli bir pilotumuz ekrana şöyle konuşuyordu: "Sanki cehennem ateşini gördüm!.." Şüphesiz ki dünyanın bütün ateşleri bir araya toplansa cehennem ateşi yanında bir varlık gösteremez ama şu orman yangınlarının, alevlerin dehşetin ölümü, can vermeyi, cehennemi hatırlatmaması mümkün değildir. Pilotumuz, teşbih yapıyor. Onlar, hava araçlarından tonlarca suyu yanan yerlere boşaltırken alevler en canavar yılanlardan beter dilleriyle hücumlarını tazelemekteler. Bu manzarayı görüp de günahları, ölümü, cehennemi düşünmemek mümkün değildir.
Çığ düşmese, toprak kaymasa, yer oynamasa, yangın çıkmasa olmaz mıydı? Olurdu? Peki niçin var? Cevabı, beşer akıl ve iz’anını aşar. İlâhî takdiri insan aklıyla tahlil etmek, kaderin mahremiyetine nüfuz etmek mümkün değildir.
Felaketlerde can verenlere gelince:
Bir yangın söndürme neferinin ateşler tarafından yutulması, birinin çığ altında kalması, sele kapılanlar, deprem dehşetinde hayatını kaybedenler… İnsan, hâliyle bu kaza veya âfetzedelerin çektikleri acıları düşününce üzülmektedir. Hele yakınları azaplara gark oluyor. Ne var ki burada da "Erhamerrahimîn" merhametlilerin en merhametlisi olan Allahü teâlânın lütufkârlığı devreye girmektedir:
Şehîdlik iki kısımdır. Biri, düşmanla çarpışırken fedâyı cân eden ve "şehîd" dendiğinde anlaşılan fiilî şehîdlerdir. Diğeri ise "hükmen şehîdlerdir". Ateşte yananlar, suda boğulanlar, yüksekten düşenler, toprak, çığ veya duvar altında kalanlar, hatta yavrusunu doğururken ölen anneler ve benzerleri, hükmen şehîdlerdir…
Kur’ân-ı kerîm haber veriyor ki: Şehîdler, ölüm yani can verme acısı duymazlar… Kullarına öz anne ve babalarından bile çok daha merhametli olan yüce Allah, onlara bu yiğitlik ve fedakârlıkları karşısında böyle bir nîmet sunmaktadır. Hayvanlar ve nebatlar zaten masumdur onlar acıyı hiç duymazlar. Ama buna rağmen biz kullar bu vak’aların görünüşünden bile perişan olmaktayız. "Ateşte diri diri yandı", "ormanlar kül oldu” sözleri bile sarsıcıdır. Onun için “yakma Allahım" diye yalvarıyoruz.
Sözün burasına gelip de Azîz Mahmud Hüdâi Hazretlerini hatırlamamak mümkün mü? Hazret buyuruyor ki:
-Ömründe bir kere kabrime ziyarete gelip de bir Fatiha okuyanlar, fakirlik yüzü görmesin, suda boğulmasın, ateşte yanmasın, imânını kurtarmadan ölmesin…
Felâketlerin maddî mânevi cephelerini bir nebzecik olsun izah etmeye çalıştık. Bu demek değildir ki bunlara sebep olanlar da ihmal edenler de mes’ul değildir.
Onlar, hem suç ve hem de günâh işlemiş olurlar.
Zerre kadar hayr da şer de karşılıksız kalmayacaktır.
Bu da mukaddes kitabımızın buyruğudur.