İMZA

Rahim Er

Afganistan, 40 yıldır dünya gündemindedir.
En az bir 40 yıl daha dünya gündeminde kalacağa benziyor.
Zikredilen bu memleket, Orta Amerika veya Latin Amerika’da bir diyar değil. Bizim mücavir alanımız. Arada yalnızca İran var. Tarihte kurduğumuz 16 devletten biri olan Gaznelilerin bayrak dalgalandırdığı topraklardır. Ahalinin tamamı din kardeşimiz. Nüfusunun yüzde 20’si Özbek ve Türkmenler başta olmak üzere Türk soyundan insanlar…
Türkiye muhalefeti tarafından talihsizce telaffuz edilmiş olan “Suriye’de ne işimiz var?’’, “Libya’da ne işimiz var?’’ gibi sözlerin şimdilerde bir değeri kalmadığı gibi bugün nakarata dönüşen “Somali’ye niye 30 bin dolar verdik?’’ ve “Afganistan’la ne alâkamız  var?’’ sözleri de yakın zamanda çürüğe çıkmaya mahkûmdur.
Çin binlerce km öteden gelip Afrika’da yer tutmaya çalışırken; aynı muhalefet, hiç oralı olmamakta veya belki de “Sarı Emperyalizm’’i fark bile edememektedir. Keza; Rusya, binlerce km’yi arkada bırakarak Suriye’ye gelip burada kalıcı olurken; ABD, okyanuslar aşarak Suriye’nin kuzeyinde -kendi deyimiyle- “yerel müttefikleri’’yle buluşurken de muhalefet rahatsız değildi.
Washington, Misak-ı Millî topraklarımızda bir terör devleti tesis ederek İsrail’in “arz-ı mev’ud-vaad edilmiş topraklar’’ idealine saha kazandırmak adına ve Ankara’yı yeniden vesayet altına alıp burada türedi bir sözde devlet kurmaya çabalarken arzu edilirdi ki millî kaygılarla dolu Türkiye muhalefeti, bunlara karşı çıksın, mitingler, akademik toplantılar yapsın, bu merkezlere hey’etler göndersin. Hâlbuki muhalefet, bunları yapacağına sürekli olarak Hükûmetle didişti.
O didişmeler yaşanırken bu defa şeddeli şaşkınlık doğdu:
Suriyeli muhacirlerin artık yeniden değerlendirilmeye alınmaları günü geldiği, buna dair hukukî, insânî, siyâsî ve diğer tedbirlerin alınmasının şart olduğu bir zamanda bazı muhalif belediyeler, ortaya nefret dolu ırkçı uygulamalar koyarken birdenbire bâzı şehirlerimizde “Afganlar’’ görülmeye başlandı. Bu kaçak Afganlar, gençtir, yıllarca Taliban’a karşı savaşmıştır. Taliban yönetiminin 20 yıl aradan sonra Afganistan’a tekrar hâkim olma ihtimali ortaya çıkınca doğdukları toprakları terk etmeye başlamışlardır.
Ancak; onların, vatanlarından kopmaları, sadece Taliban’dan dolayı değildir. Kadın-çocuk-genç sivillerin işgal ordusu peşine takılıp kaçmaları veya kaçmaya çalışmaları da tek başına Taliban korkusundan değildir. İşgalciler, “Taliban’’ adlı öcü bir projeyi hem hayata geçirmiş ve hem de O’nun üzerinden dehşetli bir psikolojik korku uyandırılmıştır. Bu tesbit, doğrudur; şu gerçek ise değişmez doğrudur:
Afganistan, fakirlikte tabandadır. Afganlar, kıtlık ve yokluk içindedir. Nasıl ki sahra altı bazı Afrika memleketlerinin hâlini izah etmek için “fakir’’, “yoksul’’… gibi kelimeler yetmiyorsa Afganistan ve Afganlar için de bu kelimeler yetersizdir. Afganistan’da kişi başına düşen yıllık millî gelir, 160 dolardır. Bir kişi, ayda 13 buçuk dolarla geçinmeye mahkûmdur. Afrika devletlerinde olduğu gibi burada da yer altı servetlerle dolu iken yerüstü, bir deri-bir kemik ve yarını olmayan ve bazen iç ve bazen dış savaşlara robotvari malzeme yapılmış bahtsız insanların süründükleri topraklardır.
Afganistan’da sırayla önce İngiliz, sonra Rusya, ardından ABD ve şimdi de Çin ve yeniden Rusya’nın oyun kurmasının sebebi 3’tür:
Bu ülke, Orta Asya ile Güney Asya arasında berzah, geçittir. Haşhaş merkezidir. Uyuşturucu terörü buradan beslenmektedir. Dediğimiz gibi; çok kıymetli yer altı servetlerine sahiptir.
“Ölümden öte köy yok!’’ diyeni mağlup etmek kolay değildir. İran, Türkiye ve diğer devletlere insan kaçakçıları eliyle giren Afganlar, zaten kendilerini ölmüş bildikleri için bir kayıpları düşünülemez.
Suriyeli ve Afgan muhacirler farklıdır. Ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Eğer, ABD çekilirken samimi olsaydı Türkiye, Pakistan ve Macaristan’ın yanına birkaç devlet daha eklenir, istikrar temin edilir ve şu manzaralar tarihe berbat bir miras olarak bırakılamazdı.
Afganistan’da yaşanan yüz kızartıcı manzaralar insanlığın ortak ayıbıdır.
Şimdi; 11 Eylül’e 10 gün kala ikinci Taliban dönemi başlıyor. Proje, klasik misyonunu ifa edecektir. Kubilay Olayı’ndaki gibi, Ticânîler gibi, Aczmendiler gibi, DEAŞ gibi Taliban ile de “şeriat’’ denerek , “kafa kesme’’ denerek, “kadın’’ , “kız’’ denerek İslâmiyet karalanacak, Müslümanlar tezvirata tâbi tutulacak, Türkiye dâhil İslâm dünyasının Batı’dan alınmış ödünç akıllarla düşünen çeyrek aydınları, bu yalanlara kanacak öz değerlerine kinleneceklerdir.
Afganistan, büyük bir mes’eledir. Bizi alakadar ettiği  emr-i vaki olarak görülmüştür. Duvar tek çözüm değildir. Türkiye’nin bu dramı tek başına halletmesi mümkün değildir.
İİT,
BM,
NATO’yu konuşmak gerek.