Ünal Bolat

Bir gün ben tarlanın kenarında namaz kılarken tarla komşumuz Paskal ismindeki Rum yanıma geldi...
 
Yaklaşık 40 senedir Türkiye okuyucusuyum. Eşim Gülseli Hanım adına gazeteye aboneyim. Dağıtıcımız Hakan Bey, her sabah erkenden gazetemizi evimize getirir. Sağ olsun...
İstiklal Harbinde İzmir’de Yunan ordusuna katılıp çarpışarak Ankara yakınlarına kadar gelen bir Rum askerinin anlattıklarını 76 senedir hiç unutmadım.
Ben Batı Trakya İskeçe kasabası Mizanlı köyündenim. Köy okulumuzun öğretmeni, aynı zamanda camimizin imamıydı.
Annemizin bezden diktiği çantada Kur'ân-ı kerim, Amme Cüzü, Mızraklı ilmihal kitabı vb. vardı. Hocamız Murtaza Efendi, medrese okumuş bilgili bir insandı. Bize namaz surelerini ezberletiyor, namaz kılmayı öğretiyordu.
Dokuz yaşımda beş vakit namaza başlamıştım. Ufak seccademi hep yanımda taşıyordum. Bizim köye yakın Kozlar köyü vardı. Orada Rumlar oturuyordu.
1943 yılıydı. 11 yaşındaydım. Bir gün tarla kenarında namaz kılarken tarla komşumuz Paskal ismindeki Rum yanıma geldi. Kendisiyle tanışıyorduk. Onlar da Türkçe konuşuyordu.
“Sana bir şey anlatacağım” dedi. Trakya’da bir köy ismini söyledi. “Orada koyunlarımız vardı. Bağ bahçemiz vardı. Duyduk ki Elinoz Yunan ordusu İzmir’i almış. Oradan Anadolu’yu alacakmış. Osmanlıyı yok edecekmiş. Biz de toplandık orduya katılmak için İzmir’e gittik. Orada kısa bir talimden sonra çarpışarak Ankara yakınlarına Nallıhan diye bir yere geldik. “Ankara’ya bir gün kaldı” diyorlardı. Kumandan dedi ki:
“15 gün çarpışma yok!”
Çadırlarımızı kurduk bekliyoruz. Bir sabah kalktığımızda çadırların etrafında “Defolun gidin. Hepiniz öleceksiniz!” gibi yazılar bulundu. Kumandan nöbetçilere bağırıyordu:
“Bu kâğıtları atanları nasıl görmezsiniz!”
Akıl sır erdiremedik. 15 gün sonra çadırlarımızı topladık. Hücum emri bekliyoruz… Bir sis oluştu… Üç adım ötemizi göremez hâldeydik. Bir baktım kırmızı fesli tüfekleri süngülü Türk askerleri sarmış etrafımızı Yüreğimiz ağzımıza geldi. Bize;
“Teslim olun!” dediler.
Hiçbirimiz bir tüfek bile atmadan ellerimizi kaldırdık. Her birimizin ellerini arkasından bağladılar. “Yürüyün!” dediler.
Yürümeye başladık… Baktım etrafta kimseler yok… Biz iki yüz kişi kadardık. Bizi dört Türk askeri götürüyordu. Dört beş saat yürüdük. Dikenli tellerle çevrilmiş esir kampına götürdüler. Diğer gelen esirler de aynı şeyi söylüyordu.” Nasıl olduğuna akıl sır erdiremiyordu!..
         Cemali Anayurt-Kadıköy