Ünal Bolat

“Şimdi dile gelip dünyanın hakikatini anlatsalar kim bilir, neler söyler, neler haykırırlar?”
 
Memleketime her gittiğimde, işe ilk olarak kabirleri ziyaret etmekle başlarım... Eş-dost, anne-babanız kısacası bir yakınınız o istirahatgâhında bekliyordur. Kim bilir belki de bir zamanlar benim canım, her şeyim dediğiniz insanı oraya ellerinizle koymuşsunuzdur...
Yine bir gün doğrudan arabamı park edip kabristana yöneldim. Kapıda biraz duraksadım. İçimde buruk bir tat, amansız bir tarif. Ama ne çare ki orası son ikametgâh…
Ağır adımlarla kabirleri dolaşmaya başladım. Etrafıma büyük bir hayretle bakıyor, her şeyi anlamaya, bir mana vermeye çalışıyordum. Mezarlık çok sakin bir yer. Dolaşırken kendisinin canlı olduğunu fark ediyor insan. Canlılık hayret verici bir şey... İnsan herhangi bir kayanın hareketini görse hayretten herhâlde nutku tutulur. Su, toprak ve kandan oluşan bizlerin ise yaşamasını normal karşılıyoruz. İyi de bu can ne? Ne için geldik, ne yaptık, ne yapıyoruz?..
Birden irkildim. Görünüşte bunlar birbirinden ne kadar ayrı görünseler de, birbirine ne kadar yakın şeyler peşinde koştukları şüphesizdir. Şimdi dile gelip dünyanın hakikatini anlatsalar kim bilir, neler söyler, neler haykırırlar. Ama ne var ki dışarıdan kabirlere bakan bizler, görülmesi gerekeni değil, görmek istediğimizi  görüyoruz... Derin düşündüğün zaman bir zamanlar caddeleri dolduran, oradan oraya koşup duran bu topluluklar, niçin bu dünyaya gelmiş ve niçin şimdi oradalar?.. Kim bilir o kabirde yatanlar dile gelse, “evet biz de öyle zannediyor, mal-makam, şan-şöhret, servet peşinde koşuyor, hiç ölmeyeceğiz zannediyorduk, hayat bir bilmeceymiş çözemedik, gaflet girdabına daldık” gerçeğini haykırırlardı. Bunlar bir zamanlar gamsız, tasasız, kaygısız mıydı? Görebilsek, duyabilsek, kiminin son tebessümü, kiminin son pişmanlığı, kiminin de donmuş gözyaşlarını belki de müşahede edebilirdik...
Bir defa daha, Merhum Enver Ağabey'in gönülleri titreten, uykuları kaçıran şu sözü aklıma geldi: “Akıllılar ahiret için çalışır, ahmaklar dünya için uğraşır. Sonlu olan bir şey için, sonsuz olan bir şeyi vermek akıl işi değil. Her şey fâni, şurada gördüklerinizin yüz sene sonra hiçbiri burada olmayacak, hepsi öbür âlemde. Buna göre otur sana talip olan şeylere bir bak, bir muhasebe yap; Cennet sana talip, cehennem sana talip. Akıllı olan, kimseyi kırmaz, kimseyi incitmez…”
Evet… Toprak bir gün hepimizi bağrına basacak. Öyle bir ömür sür ki, herkes ardından ağlasın...
           Mehmet Can