Ünal Bolat

 “Hoşça kalın” bile demeden kapıyı "gümmm" diye çarpıp gittiler. O kadar incinmiştim ki o gün...
 
Nasıl kar yağmıştı o sene… 1985 yılının kış başlangıcıydı. Kar yağışı sebebiyle okullar tatil edilmişti. O yıl ortaokul birinci sınıfa gidiyordum.
Okulda bir hareketlilik başladı. Yeni nevresim takımları ve yeni pijama takımları dağıtıldı. Her gün öğle yemeğinde birbiri ardına nefis yemekler çıkıyordu.
Biz hâlimizden çok memnunduk. Okul bahçesinin buz tutması önleniyor her gün tuzlanıyordu...
Nedendi acaba? İyice merak etmiştik. Evet nihayet bir gün “Cumhurbaşkanı Kenan Evren gelecek” dediler. Ne zaman geleceği ise belli değildi. Dolayısıyla bir ay boyunca okulda harıl harıl çalışmalar devam etti. Biz çocuklar ise bu bekleyişin keyfini çıkarıyorduk.
Bir cuma sabahı nihayet beklenen an gelmişti. O an müzik dersindeydik. Öğretmenimiz piyano çalıyor biz de notaları tekrarlıyorduk. Kapı birden açıldı ve içeri bir yığın insan girdi. Gür bir ses: “Günaydın!” dedi. O da ne? “burası askerî kışla mı?” diye düşündüm. Hep bir ağızdan:
“Sağ ol!” dedik ve oturduk.
“Piyano çalmayı bilen var mı?” diye sordu.
Ben ve Mehtap parmak kaldırdık. Mehtap piyanoya daha yakın olduğu için sanırım!
“Bir şey çal da dinleyelim” dedi. Aslında bir emir gibiydi.
Mehtap “Ayyy ne çalsam yaaaaa!” diye bocalamaya başladı.
Ben de çok kızdım. “Madem aklında bir şey yok niye parmak kaldırıyor” diye.
Sonra başladı bir çocuk şarkısı çalmaya.
Evren Paşa ve yanındakiler bize “Hoşça kalın” bile demeden kapıyı "gümmm" diye çarpıp çıkıp gittiler. Sınıfta bir sessizlik hâkim oldu. O kadar incinmiştim ki o gün...
Bizler anne babalarından uzak, şefkate muhtaç evlatlardık. Bir tatlı söz ruhumuzu gayet güzel okşardı.
Çok üzülmüştüm... Evren Paşa "bitti" o gün bende...
Bizler okuldayken bazı "millî" günlerde "özel" ziyaretler gerçekleştirirdik. Bizimle bazı bakanlar da gelirdi oralara... Bunlardan hiç unutmadığım isim Mustafa Kalemli Bey vardı. Ne çok memnun olurduk onun varlığından. Engelliler gününde okulumuzdaki kutlamalara Millî Eğitim Müdürü Ömer Saraç Bey gelmişti. Gönlümüzü alırlardı, hâlimizi hatırımızı sorarlardı. Günlerce birbirimize anlatır mutlu olurduk.
Allah razı olsun bu şefkat timsali insanlardan...
         Samiye Şahin-Hollanda