Ünal Bolat

 “Asker ettiler beni, Kurem (kur’a) çıktı Yemen'e/Sol taraftan vuruldum,/Kanum akti çimene...”
 
Hani herkesin bildiği türküdür… “Ana Yemen'dir, gülü çemendir, giden gelmiyor, acep nedendir?” Ama Alaybeğ Dayı Yemen Savaşına gidip de gelen Yemen gazisidir... Alaybeğ Dayı, son anlarını yaşamaktadır. Bir ara yatağından doğrulup “Geliyor! Palamı getirin!” diye bağırır. Kılıcını getirirler. Kılıcını yarıya kadar kınından sıyırır ve iki eli iki yanına düşer. ‘İnna lillahi…’
‘Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz’ derler ya hani… Alaybeğ Dayı’nın ömrü Yemen ellerinde cephelerde geçmişti. Onun ölüm döşeğinde acaba yamacına gelen kimdi? Kimi görmüştü? Gözüne ne gözükmüştü? Kılıcına sarıldığına göre kendisini öldürmeye gelen bir düşman mıydı?
Aile arasında her ne kadar Hazreti Azrail’in kendine gözüktüğünü, canını almak istediğini, buna karşılık “Canımı alıp ne yapacaksın, etim yenmez, gönüm giyilmez” dediği rivayeti çok meşhurdur.
Gerçi Türk efsanelerinde Azrail’e yamaç gelen Deli Dumrul gibi "yiğitler" çoktur, lakin karşısındakinin gerçekte ölüm meleği olduğunu anlayınca bütün yiğitler çaresizce diz çöküp yalvarmaktan başka bir şey yapamamıştır. Yeter ki şeytan-ı lain olmaya…
Dedenizin askerlik yaptığı, mezarının bulunduğu yer, sizin vatanınızdır. Vatan düşman tarafından gasbedilince vatan olmaktan çıkmaz.
Şimdi, “Suriye’de, Irak’ta, Libya’da ne işimiz var diyen zavallılara acıyayım mı, kızayım mı bilemiyorum! Fakat bu milletin evlatlarını millî ve tarihî hafızasını kaybetmiş bir mankurt gibi yetiştiren sisteme ne desem, yine de az gelir...
Alaybeğ Dayı, 12 yıl Yemen'de savaştıktan sonra, artık geri gelmez denilen bir zamanda ansızın çıkagelir. Yemen'e giden gelmezdi. Giderken 'Yemen'e gidiyoruz/ Dünyadan çıkıyoruz” diye içli içli deyişler söylenirdi...
Lakin insanı ölümden eceli korur. Hiç kimse eceli gelmeden ölmez. Hatta kitaplarda 'bir kimse ölünce, ecelsiz öldü diyenin imanı gider' buyurulur ki bu, ‘ne bir an evvel, ne bir an sonra’ demektir.
Alaybeğ Dayı’nın Süleyman isminde bir erkek kardeşi vardır. Süleyman, yıllarca cepheden cepheye koşmuş ve nihayet rütbelerin en yücesi olan şehadet rütbesiyle şereflenmiştir. Elimizdeki belgelere göre İspiroğlu Süleyman’ın, Balkan ve Çanakkale savaşlarına da katıldığı ve her iki savaşta da ordunun ileri harekâtında savaştığı yazılıdır. Geride bir oğlu kalmıştır… DEVAMI YARIN