Ünal Bolat

“Onlar da beni tanıyordu artık. Memleketimizde selam vermemek büyük ayıp sayılırdı”
 
Küçükken adını evde sık sık duyar ama ne olduğunu bilmezdim. Ne demekti dükkân? Dükkânda ne yapılırdı? Annem niçin hep evdeydi de babam dükkândaydı?  Gün boyu ne yapardı orda?.. Hep düşledim durdum dükkân denen mekânı... Bir gün Ahmet abim müjdeyi verdi:
“Bugün tatile girdik, artık okul yok, babama gideceğim, dükkâna gelmek ister misin?” Sevincimden çığlık attım. Abimle evden çıktık. Yol boyun bazı dükkânları gösterdi. Eski Çarşı’dan geçtik. Kasapları, manavları, bakkal dükkânlarını, helvacıları, peynircileri ilk defa görüyor ve heyecanlanıyordum. Demek ki, babalar aileleri için her gün sabah erkenden dışarı çıkıyor, dükkânlarını açıyor ve para kazanıp akşam eve yiyecek getiriyorlardı...
Sonra fırsat buldukça, babamın dükkânına gitmeye başladım... Alın terinin ne olduğunu, helâl para kazanmanın hikmetini, hepsini, hepsini öğrendim… Daha sonra yaz tatilinde zamanımın büyük çoğunluğunu babamın yanında geçirmeye başladım. Annem sefer tasını hazırlıyor, içi yiyecek dolu bu mutfak gerecini kaptığım gibi yola düşüyordum. Helvacılar Çarşısı’na varıyor, oradan da babamın yanına geçiyordum...
Babam Bakırcılar Çarşısı’ndaydı. Çok önceleri o sokakta hep bakırcılar, kalaycılar varmış, şimdi azalmışlardı demek.
Dükkâna varırken babamın komşularını mutlaka selamlardım. Küçükler büyüklere, büyükler küçüklere, akranlar birbirlerine mutlaka selam verirdi bizim oralarda. Bir "selam medeniyeti"miz vardı âdeta. Toplumu kenetleyen ve birleştiren...
Babamı her zaman çalışırken görürdüm. Zaten onun boş oturduğuna, müşteri beklediğine hiç rastlamadım. Ayakkabı tamircisiydi babam. Eskiden yemeniciymiş, yeni yemeniler yaparlarmış İkinci Dünya Harbi yıllarında... Sonra yemeniler terk edilip de kunduralara geçilince bu mesleği öğrenmiş. Yeni ayakkabı yapmaktan ziyade tamir işlerine yönelmiş. İyi bir ustası varmış, ona mesleği öğretmiş. Babam askerde iken de mesleğini icra etmiş ve ayakkabı tamirciliği yaparak rızkını kazanmış, tezkereyi alırken cebi dolu olarak evine dönmüş...
O zaman onlara “köşker” derlermiş. Köşkerlik, eski ayakkabı tamirciliği ve satıcılığı demek imiş. Sonraları “Tamirci” sözü daha fazla yaygınlaştı ama “Eskici” diyenler de vardı...
Dükkâna varmamla benim görsel şölenim başlardı. Keskin bakışlarımı babama ve yaptıklarına dikerdim. Gelen giden insanları süzer, babamla konuşmalarını can kulağıyla dinlerdim... DEVAMI YARIN