Ünal Bolat

“Yıllar geçti, temelleri küçük yaşlardan atılan her şey taşa yazılan yazı gibi kalıcı oluyor.”
 
Şimdiki nesiller birçok sıkıntılı günü görmediği için şanslı aslında. Anlattığınızda bazı olayları masal dinler gibi dinliyor, gözlerinde canlandıramıyor, muhakeme edemiyorlar. Çocuktuk biz 28 Şubat döneminde, aradan birkaç nesil daha yetişti hâlbuki. O dönemde okul hayatı çalışma hayatında olan kişiler daha neler anlatacak ilerleyen zamanlarda o dönemin zulmüne ait. Ben de bir anımı paylaşmak istedim. Başörtüsü yasağının eğitimden devlet dairelerine, orduevlerinden tüm kamusal alanlara yayıldığı, insanların kendini dinini yaşayabilmek için sürekli setretmeye çalıştığı dönemler.
Başörtülü okumak ne lise ne üniversitelerde zaten mümkün değildi. Örtüler okulun iki mahalle aşağısından baştan çıkartılır, yerine kışın bere takılırdı ki hocalar yolda görüp sizi fişlemesin, dersinize karnenize zeval gelmesin. Bunlar başörtülü görülmenin daha iyi yanlarıydı, hoca karşıt görüşlüyse ve sizin muhafazakâr yapıda olduğunuzu fark ederse ulu orta derste bahçede vs. rencide etmesi de muhtemeldi.
O dönemleri yaşayanlar bilir. Eğitimciler ayrıntısını daha iyi açıklar ama bir çocuğa dil öğretmek için, ezberinde öğrendiğinin en kalıcı olması için “en ideal dönem 4 yaş 4 ay” diyorlar.
İlkokula yaşıtlarımdan erken başlamıştım ama daha oyun çocuğuyum. Okulda folklor kursu açıldı tüm arkadaşlarım yazıldı. Tutturdum “ben de istiyorum” diye. Babam ileri görüşlü imiş… Reddetmedi hemen ama baştan şart koştu; “Bu işin ilerisi de olur, il dışına turne-yarışma falan derlerse göndermem seni. Bir de folklor kursuna yazılacaksan Kur'ân-ı kerimi de öğreneceksin. Sureleri de ezberleyeceksin” diye. Kabul ettim. Sabahları okula gidiyorum, öğleden sonra da lojmandan bir komşumuz Arabi eğitimi veriyor, velhasıl sebep oldular, folklor kursu sevdasına öğrendim Arabi’yi o yıl ama bakın nasıl gidip geliyoruz?
Lojmanda birkaç bina arasında elimizde Kur'ân-ı kerim cüzleri, gizli saklı kat kat poşetler içinde… Folklor işini de o sene sonlandırdık zaten. Yıllar geçti, temelleri küçük yaşlardan atılan her şey taşa yazılan yazı gibi kalıcı oluyor. Şimdi erkekler sakal bıyık bırakmadıkça, gümüş yüzük falan takmadıkça kolay kolay düşünce yapısı belli olmaz zaten. Ama bayanların uzun etek boyu, kalın çorabı, başörtüsü hâli tavrı hemen ele verir muhafazakâr hanım kardeşlerimizi. DEVAMI YARIN