Ünal Bolat

“Sandalyeye çıkıp elbiseyi indirmeye çalışırken heyecanla resmi düşürüp kırmıştım!..”
 
 
Güneşin ilk ışıklarıyla odasının kapısını açtım.
Büyükler olarak bizim için uyku vakti geride kalmış olsa da kızım henüz derin uykudaydı. Şöyle gözüm odasında gezindi şefkat ve merhametle… Güzel yavrumun odası da biraz karışıktı.
Ona her defasında derli toplu olmasını söyleyip örnek olarak da kendim toparlıyordum odasını… O yine çocuk olduğu için dağınık bırakıyordu…
Yine bu bezgin bir ruh ile başımı iki yana salladım… İçimden “ah minik yaramaz” diyerek etrafı toparlamaya başladım.
Tam o anda gardıroptan sarkan örtüye ilişti gözüm. O örtü bir anda nasıl aldı götürdü beni uzaklara. O örtü annemin kendi elleriyle işlediği bir parçaydı.
Yere diz çöküp, örtüyü elime aldım.
Başımı kaldırdım, karşımdaki dolaba baktım. Kızım da benim gibi eski eşyalara meraklıydı. Onu annemin evinden getirip odasına koymuştuk. Ne de sevmişti ilk günlerde bu dolabı...
İki kapılı kapağı iki çekmecesi olan minicik bir gardıroptu. Kapakları bombeli, ahşap, içlerine de annem elleriyle işlediği örtüleri koyardı. Kızım da aynı örtüleri kullanmayı tercih etmişti. Bununla birlikte bir süre sonra bıkmıştı bu dolaptan. Her seferinde artık bu gardıroba eşyalarının sığmadığını söylüyordu…
Bir an gözümün önüne, annemin dolabının önünde duruşu geldi. Aynı dolaba tam karşıdan vururdu güneş, o odada. Büyük geniş camlar, yerlere kadar değen açık renk kolalı tüller. Duvara dayalı dar bir karyola üzerinde simle işlenmiş açık renk yatak örtüsü…
Değil üzerine çıkıp zıplamak, içeri girip dokunamazdık bile… Her şey oldukça düzenli ve dokunulmazdı. Kolalı danteller, az ama temiz düzenli eşyalar. Bununla birlikte biz de çocuktuk neticede… Ama üç kardeş sessizce bir kenarda oyunumuzu oynardık.
Hani o küçük kızların annesinin giysilerine hayranlık duyduğu yaşlardaydım ben de. Topuklu ayakkabılarımızı giyip evde tıkır tıkır dolaştığımız yaşlar. Ne güzel elbiseleri vardı hatırladığım. Doreli, kadife, çiçek desenli. Sahi düşündüm de benim, annem gibi çiçek desenli elbiselerim olmamıştı hiç.
Bir bayram sabahı geldi gözümün önüne… Babam her zamanki gibi uzun yoldan gelmişti… Annem de terziden aldığı elbisesini duvardaki resmin üzerine asmıştı. Ben koşarak babama sarılmış “Baba bak! Annemin elbisesi” demiştim…
Sandalyeye çıkıp elbiseyi indirmeye çalışırken de o sevinç ve heyecanla duvardaki resmi düşürüp kırmıştım. DEVAMI YARIN