Ünal Bolat

“Ne enteresan yıllardı. Genelge ile kaldırdığımız resimleri yeni bir genelge ile asıyorduk...”
 
Yıl 1977, bir kasabada ilkokulda müdürdüm. O yıllarda siyaset oldukça hızlıydı. Öğretmenler arasında bile görüş ayrılıkları vardı. Hükûmetler değiştikçe yönetmelikler, genelgeler de değişiyordu. Daha önce okullara asılması yasaklanan Türk büyüklerinin resimlerinin ivedilikle asılması için okullara yeniden genelge gelmişti. Bu amaçla tanınmış, tarihe mal olmuş Türk büyüklerinin posterlerini temin etmek için kasabanın Kooperatif Başkanı ile görüştüm. Okulun bunları alacak bütçesinin olmadığını söyledim. Katkıda bulunması için yardım talep ettim. Başkan, eğitim öğretime ilgi duyan, değer veren biriydi. Kaymakam Vekilliği de yapmıştı, bürokrasiyi bilirdi. Üstelik kardeşi de öğretmendi. Tabloları temin edeceğine söz verdi.
Bu cevaba çok sevindim. Bir süre sonra kooperatif başkanı, aracı ile camlı çerçeveli olarak kırka yakın Türk büyüğünün posterlerini okula getirdi.
Çok sevindim, Başkan’a teşekkür ederek çay ikram ettim, birlikte sohbet ettik, sonra da uğurladım...
Ardından koridorlardaki duvarlara itina ile ve gururla bu levhaları astık. Genelge ile kaldırdığımız resimleri şimdi yeni bir genelge ile asıyorduk. Ne enteresan günlerdi…
Dokuz öğretmenimiz vardı okulda. Fakat bir hizmetli tutabilecek bütçemiz bile yoktu. Derslikleri, çevreleri öğrencilerle öğretmenler birlikte temizlemekteydik. Ben de bu temizliği bekler kendim de yardım eder en son kapıları pencereleri kontrol ederek, dış kapıyı kilitler okuldan öyle ayrılırdım. Sabahları da okulu herkesten önce açardım. Bu benim mesleğime olan saygımdandı…
Yine bir gün dersler bitmiş, öğrenciler evlerine gönderilmişti. Okulda evraklarla uğraşıyor, temizliğin bitmesini bekliyordum. Bir nöbetçi öğrenci gelerek:
“Öğretmenim koridorda birisi var, duvarlardaki resimlere bakıyor” dedi.
Odamdan çıktım. Gerçekten de yetişkin birisi, ellerini arkasında birleştirmiş hâlde duvardaki resimleri inceliyordu. Ama seyretmek değil sanki teftiş eder bir hâldeydi...
Yanına yaklaşarak “hoş geldiniz, öğrenci velisi misiniz?” diye sordum.
O ara şahsın belinde bir de tabanca olduğunu fark ettim. Ama o yıllarda kontrolsüz bir süreç vardı…
Adam hiç cevap vermedi. Bana bakmaya gerek duymadan tabloları incelemeye devam etti. Hem şaşırdım hem de biraz sinirlenmiştim bu pervasızlığa. DEVAMI YARIN