Ünal Bolat

"Bizi, en azından dedemi yalnız bırakmayan aile dostumuz Duman da bizimle beraberdi...”
 
Köylüyü yavaş yavaş hasat telaşı almıştı. Otlar yeşillenip üzerlerinde şebnem belirmiş, ufak bir güneş ışığında aynalar gibi parıldamıştı.
Yarpuzlarda serçeler uçuşmaya, pınarlara keklikler dadanmaya başlamıştı. Köylü seher vakti takım taklavatları eşeklere yüklenip kazma kürekle o tarla senin bu tarla benim çalıştı. Yine de sıkıntı geçmiş değil tabii, güz dolanıyor insanların arasında. Soğuk değil öyle ama kurnaz bir serinlik var. Güneş tepede ama kazaksız kabansız tarlalarda çalışılamıyor, güneşe aldandı mı yatalak ediyor adamı... 
Babam da kendi işine koyulmuştu. Ufak bir aksilik olmuştu onun için. Ortağı Sabri’yle otel binasının parasını denkleştiremediler. Bir ortak daha edindiler kendilerine. Ortakları da babamın Cennet halasının oğlu Nazım’dı. Halaoğluydu ama babam pek memnun değildi aslında bu anlaşmadan.
Söz konusu iş olunca insan tedirgin oluyor. Ne de olsa ortak demek bir bakıma patron demek. Bir de bu Nazım abullabut bir adamdı, çevresinde pek sevilmez; insanlar bunu yerine yurduna sokmazdı. Her bir şeye muhalefet hep bir bilmiş tipti çünkü.
Babamla Sabri, çok çaresiz kaldıklarından ortak oldular yoksa akıl kârı değildi o herifle ortaklık. Yaratan çaresizlikle sınamasın yeter ki insanı, çaresizlikten ağır ne var bu dünyada?
Babam kasabada bunlar ile uğraşırken dedem, annem, ablam ve ben Karadağ’a çıkıyor, saatlerce ışkın toplamaya uğraşıyorduk.
Dedem tırpanla ısırgan ve eğrelti otlarını kesiyor annem bıçkıyla ışkın alıyordu. Bizim orada fındık dalına ışkın da denir. Ben ve ablam kesilen ışkınları sürükleyip geçeğin önüne istifliyorduk.
Bizi, en azından dedemi yalnız bırakmayan aile dostumuz Duman da bizimle beraberdi. Islak bir kayanın yanında sessizce uyukluyordu. Zavallı hayvan son günlerinde çok durgun ve solgun görünüyordu. Dedem onu buraya getirmek istemedi ama yine takıldı peşine. Biraz da hoşuna gidiyordu tabii bu durum dedemin, vefalı dostundan ayrı kalmak istemiyordu.
İkindi serinliği bastırmaya başladı. Çevremizi çiçeklerden yayılan rayihalar kuşattı. Ablamla ben artık sıkılıp birbirimizi kovalamaya başladık. Annem de bir köşeye oturup semaverde kalan son bardak çayı yudumlarken karşı tepelere bakınıyordu.
Dedem ise hülyalıydı, Duman’ın hâlinde bir acayiplik seziyordu!.. DEVAMI YARIN