Ünal Bolat

“Bu tavırları samimiyetten kaynaklanıyormuş. Her gelen yeni öğretmene bu şakayı yaparlarmış...”
 
 
Afyon’da öğretmendim. 1984 yılında Ankara Gazi Üniversitesi Pedagoji Bölümünü kazandım. “Okula devam mecburiyeti var” diye Ankara’ya öğrenim özründen tayin istedim. Şereflikoçhisar’ın bir kasabasına verdiler. Ankara’ya 175 km mesafedeydi ve okula devam etmem imkânsız gözüküyordu…
Fakat ben gemileri yakmışım bir kere. Kararım kesin, ne yapıp edip okuyacağım. Bütün güçlükleri ve sıkıntıları göze alarak eşim ben ve iki çocuğumuzla Afyon’dan ayrıldık. Tuttuğumuz eşya kamyonuyla, Konya Aksaray istikametini takip ederek uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra söz konusu kasabaya vardık.
Önceden giderek kiraladığım derme çatma eve eşyayı indirirken birkaç öğretmen arkadaş da gelerek yardım ettiler. Doğrusu bu yardımlarına sevindim. Ama maksatları başkaymış ne bileyim? Daha eşyayı eve taşımadan, beni bir düğüne götürdüler. Bütün ısrarlarıma rağmen karşı koyamadım. Bu tavırları samimiyetten kaynaklanıyormuş. Her gelen yeni memura bu şakayı yaparlarmış.
Düğünevinde kasabanın diğer öğretmenleri ile de tanıştık, merhabalaştık. Öğretmenlere ayrı bir oda tahsis edilmiş. Odaya girdiğimde afalladım. Ortada yer sofrası ve çeşitli yemeklerle birlikte birkaç şişe de içki vardı.
Ben ömrümde hiç alkol kullanmadım. Sigara bile içmem. Bu yüzden tereddütle ayakta kaldım. Öğretmenler iltifat ederek oturmaya davet ettiler. Fakat sofraya oturmam imkânsız. Dönüp gitmeyi düşündüm bir an. O da aklıma yatmadı. Daha ilk günden, üstelik eşyamı indirmeme yardımcı olmuş bu insanlara bu hareket nahoş olurdu.
“Benim bünyem alkolü kaldırmıyor. Sofrada değil de yakınınıza oturayım” diyerek ırak bir yere çöktüm. Zaten birçoğu başlamıştı yiyip içmeye. Bu tavrıma birkaç öğretmen bıyık altından gülerek “biz de ilk geldiğimizde senin gibiydik” diyerek takıldılar.
Ben diken üstündeyim. Sıkıla büzüle bir miktar oturduktan sonra “evimi daha tam taşıyamadım, bana müsaade” dedim. Mazeretimi olumlu gördüler ve düğünevinden ayrıldım. Eve geldiğimde eşim ve çocuklar ufak tefek eşyaları içeriye taşımaya çalışıyorlardı.
Birlikte yatsıya yakın eşyaları tamamen içeriye taşıdık. Tabii derme çatma her taraf. Yeniden düzenlenmesi gerekiyor.
Cumartesi pazar çalışarak iyi kötü yerleştik. Ev dediğin iki oda bir koridor, teşkilatlı daire ile alakası yok. Tuvalet de dışarıda. Ev sahibimiz dul bir nine. Fakat cesur ve dirayetli biriydi. DEVAMI YARIN