Ünal Bolat

“Oğlum ilkokulu bitirdiğinden beri kamyon şoförlüğü yapardı. Başka bir mesleği yoktu.”
 
Müfettiş arkadaşın anlattığı hatırasını paylaşmaya bugün de devam ediyoruz:
Ama vade yetmiş bir kere... Ve efendim, bu cenazenin de sahibi çıkmadı... Hâliyle belediyeye bilgi verip onu da önceki cenazelerde olduğu gibi yıkayıp kefenledik, namazını kıldık ve defnettik... Tabii, bir gün beş geçti, gencin ne arayanı var ne soranı... Tam yirmi dört gün sonraydı... Yaşlı bir zat çıkageldi. Kılık kıyafetinden mütevekkil biri olduğu anlaşılıyordu.
Meğer o gencin babasıymış. Hadiseden tam yirmi dört gün sonra oğlunun burada defnedildiğini öğrenip araya sora gelmiş. Dedim ki:
-Beybaba, hoş safa geldin. Amma bilesin ki oğlunuzu biz gerekli dinî vecibelerini yerine getirerek defnettik. İşte kabri de şurası. Fakat gel götürme, burada kalsın!
-Cenabı Hak razı olsun Hoca Efendi. Lakin ben evladımı alıp gitmez isem içimde ukde kalır. Bir baba olarak benim bu isteğimi hoş karşılamanızı dilerim.
Baktık ki bu adamcağızın da gönlü cenazesini almaktan yana. Birkaç köylü vardık kabrin başına… Mezarını kazmaya başlayacağız. Herkes temkinli…
Kabir kazılmaya başlandı ama bu defa değişik bir şey oldu. Her toprak kenara atıldığında ortaya mis gibi kokular yayılıyordu. Toprak açılıp kabrin tahtası kaldırıldığında bayıldık kokudaki güzelliğe… Nasıl böyle misk-ü amber kokuyor… Ah yavrucak sanki daha demin defnetmişiz gibi tertemiz duruyor kabrinde… Dedim ki:
-Beybaba bu ne güzel ölüm böyle? Söyler misin hayatta iken senin oğlun ne iş yapardı?
-Hiiç, ilkokulu bitirdiğinden beri kamyon şoförlüğü yapardı. Bir mesleği yoktu.
-Tamam da amcacığım nasıl bir özelliği var ki kabirde mis gibi tertemiz uyuyor oğlunuz. Ne olur saklamayın söyleyin bize…
İhtiyar gözlerini silerek dedi ki:
-Bilemiyorum Hoca Efendi… Lakin benim oğlum hakkında bildiğim bir şey var ki buluğa erdiğinden beri nerede olursa olsun her hâl ve şartta yaz kış namazını hiç aksatmazdı. Bir de ağzına bir lokma haram girmemiştir. Kul hakkından çok korkardı… Ne olursa olsun hiç yalan söylediğini bilmem…
Adamcağız bunları söylerken baba olarak oğluna da hayranlık duyuyordu besbelli…
İki hatırasını da anlatan torununun velisi İmam Efendi, ağzı açık onu dinleyen bana döndü:
“Evet Müdür Bey bunları aha şu iki gözümle gördüm ve yaşadım.”
İmam Efendi bunları anlatırken benim aklım dimağım çoktan durmuş, orada iptal olmuştum bile…
Ö. Faruk Can – İstanbul