Ünal Bolat

 “Evde makarna yapar bulgur pilavı yapar ama hiç bundan babama asla şikâyet etmezdi...”
 
Anneannem dul bir kadın olarak hem akrabası hem oğlunun astsubaylık devre arkadaşı hem de akrabası olan babamla annemi, rahat etsin diyerek 16’sında nişanlamış. Ama babaannem oğlunun düğün hazırlıkları sırasında bir tren kazası geçirmiş ve ayakları kesilmiş.
Bu durum ileriye dönük planları altüst etmiş. Ve annem sınıf arkadaşı ve ondan küçük olan babamın kardeşlerinin yengesi olarak gelin oluvermiş. Birden hayatın içinde buluvermiş kendisini. Zorlukların ve o zamanki şartlarda yoklukla kalabalık bir aile içinde büyümüş. Ardından doğu görevi iyi günler gelmiş olsa da o da ihtilal ve babamın hapishane günlerini getirmiş ardından...
Babam idamla yargılanacakken tahliye olmuş. Sonrasında Ankara günleri ve bendeniz o zaman doğmuşum. Sonra yine küçük bir şehir ve rızık kapısı burada açılmış. Anacığım, ben bildim bileli gelen gideni ağırlar. Babamın siyaset hayatı başlamış. Onun o Karadeniz’in en hareketli şehrinde, tempolu hayatında sükûneti yaşamasında hep yanında durarak destek olmuştur. Hatta uzaktan gelen vatanperver, milliyetçi gençlere annelik yapıp evimizi açar yedirir içirir, kıyafetlerini yıkar. Getirdiği misafirlere bir gün yüzünü ekşitmezdi. Komşu teyzeler vardı biz ekmeğe giderken “sor falanca teyzeye amcaya, ekmek ya da başka lazım bir şey var mı?” diye de tembih ederdi. Kimi kimsesi ilgilenmeyen iki yaşlı teyze vardı, onları eve getirir yıkar yedidir içirirdi. Evlerine de giderdi “üşümesinler” der bizim evde yakacağımız olmasa bile battaniyeye sarardı onları. Evde makarna yapar bulgur pilavı yapar ama hiç bundan babama asla şikâyet etmezdi... Biz büyüdük, ablam kayınvalidesinin yanına gelin oldu ona da bana da “Dört atanın hakkı birdir, biz neysek onlar da aynı” derdi hep. Bendeniz 18 yaşımda evlilik yoluna girmiştim, nişanımın olduğu günü beyimin tam bir İstanbul hanımefendisi halası vardı. Ondan yıllarca hep dinlediğim bir olaydı...
Nişan günü oturduk salona güzel döpiyesini giyinmiş güzel bir kadın girdi. Sordum yanımdakilere “bu hanım kim?” onlar da “kızın annesi”, “ya sırtında taşıdığı kim?”, “o da kayınvalidesi”, “ne yani bu kaç katı sırtında mı taşıdı kayınvalidesini?”, “evet” dediler. "Benim kızı görmeme gerek yok, bu hanımın başka kızı varsa ben de onu oğluma alayım” demiş.
Babaannem çok defa, hatta vefatının birkaç gün öncesinde ben de yanındayken dedi ki: “Kızım sen bana baktın sana da bakanlar bulunsun. O yaşlı teyzelerden de çok dua aldı. Anacığım simdi yaşlandı ve çok hastalıkları var fakat o aldığı dualar önüne geliyor bunu yaşıyor görüyorum. Ona da bakanlar var elhamdülillah. Annemin yaptıklarını anlatacak çok söz olsa da, diyeceğim şudur ki alınan dualar zayi olmuyor. Annem gibi herkesin hele de yaşlıların duasını almaya bakmalı...

       Naciye-Zonguldak/Ereğli