Ünal Bolat

 “Kızım, ben bugün ikindi namazını Beyazıt Câmii'nde kılayım. Bir de orayı görürüm” demişti.
 
 
Fakir bir ailenin kızıydım. Babam, yedi nüfusa bakmak zorunda kalan, bir santral memuruydu. Geçim yükü altında ezilen babama destek olmak gayesiyle, annem el emeği göz nuru dökerek, dikiş nakış işleri yapıyor, hiç olmazsa mutfak ihtiyacını karşılamaya çalışıyordu. Bu arada, yıllar su gibi akıp gidiyordu tabii... Hepimiz serpilip büyüdük. Rabbime şükürler olsun, her birimiz mutlu birer evlilik yapmıştık. Benim nasibim İstanbul’da imiş buraya gelin olmuştum.
Evliliğimin ikinci yılı bitmiş, üçüncü yılına girmiştim. Aileme olan hasretimi, telefonla gidermeye çalışıyordum. Telefonda babamın merhametli sesini duyunca çok duygulandım.
Babam hâl hatır sorduktan sonra, “sizi ziyarete geleceğim” deyince o anda sanki dünyalar benim oldu. Bir haftayı iple çektim. Evet, babacığım sağ salim gelmiş, bize misafir olmuştu... Bir dediğini iki etmemeye, gönlünü hoş etmeye çalıştığım dokuzuncu günde, babam İstanbul’a biraz olsun alışmış, şöyle bir geziye çıktığı koca İstanbul’da, akşama evimizi bulacak hâle gelmişti.
O gün “kızım, ben bugün ikindi namazını Beyazıt Câmii'nde kılayım. Bir de orayı görürüm” deyip evden çıktı. Babamı uğurlayıp akşama yemek hazırlıklarına başladım... Akşam olup vakit bir hayli ilerlediği hâlde, babam eve dönmeyince içime bir kurt düştü.
Gideceği yer belli, bineceği toplu taşıma aracı belliydi. Her akşam normal gelen babam bu akşam niçin gelmemişti?
Saat gecenin 22.00’sine gelirken korktuğumuz haberi aldık… Babamı Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırmışlar…
Daha öğle yemeğinde güle konuşa yemek yediğimiz babam gitmiş yerine bambaşka birisi gelmişti. Babam konuşamıyordu… Kendini bilmiyordu… Meğer ecel dedikleri gerçek ne kadar yanı başımızda dolaşıyormuş…
Rahmetli babam camide namaz kıldıktan sonra camiinin içinde yığılıp kalmış… Cemaat hemen ambulansa haber verip babamı hastaneye kaldırmışlar… Babam felç olmuş… Komaya giren bu ihtiyarın cebinden ağabeyimin telefon numarası çıkınca aramış bilgi vermişler… Erzurum’dan kızını görmeye gelen babam on beş gün nöroloji servisinde komada kaldı… Ben her gün yanına gidip geliyordum ama hiçbir ümit gözükmüyordu… Nitekim babacığım on beşinci günde Hakkın rahmetine kavuştu… Meğer babam İstanbul’a ölmeye gelmiş… Kimin ecelinin nerede ne zaman ne şekilde geleceğini Allah bilir… Bütün geçmişlerimize rahmet inşallah.
          Leyla B.-İstanbul