YOLUMUZU AYDINLATANLAR

Vehbi Tülek

“Gönül kapılarının açılmasında elde edilebilecek en büyük nasîb, gaflet hâlinden kurtulabilmektir.”
 
Kayserili Dâvûd Hoca Osmanlı Devleti’nin ilk fıkıh âlimlerinden ve evliyânın büyüklerindendir. Kayseri’de doğdu. İlk tahsilinden sonra Mısır’a gitti. Kâhire’de Sadrüddîn-i Konevî hazretlerinin talebelerinden Kemâlüddîn Kâşânî’nin talebeleri arasına katıldı. Tasavvuf yolunda da ilerleyip, yüksek derecelere kavuştu. Osmanlı Sultanı Orhan Gazi, davet edip, İznik’teki Orhâniye Medresesi’ne müderris tayin etti. İlk Osmanlı medresesinin ilk müderrisi olması dolayısıyla, Osmanlı devletinin ilmiye heyetini teşkil eden ilk kadrolar onun talebeleri arasında yetişti. 751 (m. 1350) yılında İznik’de vefât etti. Buyurdu ki:
“İnsanlar iki kısımdır. Birinci kısım, dünyâ ile uğraşanlar olup, onu imâr etmeye çalışır. Onun yolunun esâsı dünyâ ile uğraşmaktır, ikinci kısım insanlar ise, manâ âlemi ile, manevî işlerle uğraşan kimseler olup, bunlar, matlûba (Allahü teâlâya) kavuşmak, O’nu taleb etmek (istemek) arzusuyla yanarlar. Bütün gayretleri bunun içindir.”
“Yaptığın bütün ibâdetlerde gayen, sâdece kendisine ibâdet ettiğin Allahü teâlâya yakınlık olsun. Hattâ bu gaye, ecir ve sevâbdan daha önce olmalı! Allahü teâlâya yakın olmak nimeti ele geçince, öyle sevâblar, öyle ecirler gelir ki, anlamak, hesap etmek mümkün olmaz.”
“Kalbin tam bir ihlâs ile (La ilahe illallah=Allahü teâlâdan başka hiçbir ilâh yoktur) diyerek bir defa Allahü teâlâya yönelmesi, Allahü teâlâdan gâfil olarak yapılan yer dolusu ibâdetten hayırlıdır.”
“Mümin kulların kalpleri, evliyânın kalplerinin gölgeleri altındadır. Evliyânın kalpleri, enbiyânın (peygamberlerin) kalplerinin gölgesi altındadır. Enbiyânın kalpleri de, Allahü teâlânın inâyet ve yardım nûrları altındadır.”
“Gizlilik hâlinde bir şeyin saklı ve gizli kalması, mühim değildir. Asıl mühim olan, zuhur (açıklık) hâlinde o şeyin gizli kalabilmesidir.”
“Gönül kapılarının açılmasında elde edilebilecek en büyük nasîb, gaflet hâlinden kurtulabilmektir.”
“Bir kimse, sahibi olan Allahü teâlâyı bırakır, O’ndan başka birine kalp gözünü çevirip, ona bakar ve ona gönül verirse, başına şu üç şey gelir: 1- Kalbinde, ilâhî nûrları müşâhede etmesine, hakkı ve hakîkati görmesine mâni olan perde hâsıl olur. 2- Kalbini hangi sebeple mahlûklara kaptırdığına dâir hesaba çekilir. 3- Allahü teâlâdan başka bir şeye gönül verdiği ve niyeti bozuk olduğu için azap görür.”