Yetenekli Kalemler

Oysa II. Abdülhamid Han'ın Balkan ülkelerinin birleşmesini önlemek için stratejik kilise ihtilafı çabası vardı ve bu çaba, çıkarılan “İttihat-ı anasır” kanunuyla halledildi. Bu durum Bulgaristan ve Yunanistan’ın arasındaki anlaşmazlığı da çözdüğü için şimdi her ikisi için de ortak düşman Osmanlı Devleti olmuştu. Sonuçta kısa bir süre önce Sırbistan ve Bulgaristan arasında kurulan ittifaka Karadağ ve Yunanistan da katıldı. Böylece Balkanlarda Osmanlı Devletine karşı harekete geçme hazırlıkları tamamlanmış oldu.
Hükûmet Rusların Balkanlarda savaşa müsaade etmeyeceği hususundaki yalan teminata inanmıştı. Nitekim Sofya elçiliğinden Hariciye Nazırı olan Asım Bey 15 Temmuz’da, Meclis-i Mebusan’da “Balkanlardan imanım kadar eminim!” tarihî cümlesiyle savaş ihtimalinin bulunmadığını iddia etmişti. Yine Asım Bey'in yerine gelen yeni Hariciye Nazırı Ermeni Gabriel Noradingiyan da Rusya’nın teminatının kesin olduğunu hükûmete bildirmişti.
Bu inandırıcı teminatlar sonucu Rumeli’deki en iyi 120 tabur asker terhis edilmişti.
Balkan devletleri ittifak ettikten sonra Osmanlı Devleti'ne isteklerini bildirdiler. Bu ittifaktan haberi olmayan İttihatçılar, savaş için yükseköğrenim talebesini kışkırtarak, Babıali önünde “Harp” diye bağırtmış ve hükûmet aleyhinde nümayiş (gösteri) yaptırmışlardı. Harbin kolay geçeceğini zannediyorlardı. Hâlbuki müttefikler, Türkiye’ye karşı uygulayacakları savaşı ve taksim projelerini en ince teferruatına (ayrıntısına) kadar tespit etmişlerdi.
8 Ekim 1912’de Karadağ Prensliği Osmanlı Devletine savaş açtı. Onu 18 Ekim’de Bulgaristan ve Sırbistan, birkaç gün sonra da Yunanistan takip etti.
İkmal ve Levazım Teşkilatının bozulduğu Osmanlı ordusu, seferberliğini çok geç yapabildi.
Savaşı idare yeteneğinden uzak Nazım Paşa'nın hiçbir hazırlığı olmayan orduyu hemen Bulgarlara karşı taarruza geçirmesiyle hezimet başladı ve artık arkası alınamadı. Osmanlı orduları Bulgarlara karşı bütün Trakya’yı bırakarak, Çatalca’ya kadar çekilmek zorunda kaldığı gibi Sırbistan’a karşı Kumova'da yenilmişti.
 
 
ŞİİR
 
                Gazetem…
 
Her sabah güneş gibi, evimize ulaşır,
Taze haber, net bilgi, dilden dile dolaşır,
Güzel ahlâk, herkese bu yollarla bulaşır;
         Elli yıldır ayakta, doğruluk abidesi,
         Daha nice yıllara, Türkiye gazetesi…
 
Her gün ayrı emekle, sevgiyle dokunursun,
Bir dost gibi beklenir, hasretle okunursun,
Karanlık ruhumuzu aydınlatan bir nursun;
         Doğruları anlatan, insanlık reçetesi,
         Daha nice yıllara, Türkiye gazetesi…
 
Farklı nice kalemler, köşelerinde yazar,
Geniş bir çevresi var, kolu her yere uzar,     
Kimse haset etmesin, değmesin asla nazar;
          Uzun soluklu olsun, o şifalı nefesi,
         Daha nice yıllara, Türkiye gazetesi…
 
İhlaslı muhabirler, verir ilginç haberler,
Gergef gibi işlenir, dinî-millî değerler.
Gazetemle gezilir, dünyada güzel yerler;
        Ülkelere duyulur, vatanın şanlı sesi,
        Daha nice yıllara, Türkiye gazetesi…
 
Değişik yazılarla içi dışı süslenir,
Politika ve sanat, sağduyuya seslenir,
Kültür hazinesiyle, nice gönül beslenir;
     Bayrak elinde koşar, duyarlı abonesi,
     Daha nice yıllara, Türkiye gazetesi…
 
Gönülden sevenlerin evlerine giriyor,
Gizlenmiş gerçekleri, önlerine seriyor,
Dinî sual sorana, doğru cevap veriyor,
      Yayılıyor dünyaya, Ehl-i sünnetin sesi,
       Daha nice yıllara, Türkiye gazetesi…
                                           Kadir Çetin
 
 
 
UNUTULMAZ KELİMELER
 
MÜNHAL: Arapça bir sıfattır. Hall kökünden gelmektedir. 1. İnhilâl eden, açılan, çözülen. 2. Boş kalan, açık olan, memuru bulunmayan [yer]. 3. (Kimyada) erir; erimiş; eriyik anlamlarında kullanılır.
MÜRACAAT: Arapça isimdir. Geri dönüş, anlamındaki rücu kökünden gelmektedir. 1. Geri dönme, 2. Başvurma, danışma; yardım isteme anlamlarına gelir. Yakın zamana kadar “Danışma” yerinde “müracaat” kelimesi yazılırdı. Hâlen bazı kurum ve kuruluşlarda gözükebilmektedir.
MÜTEHASSIS:  Arapça sıfattır. Husus kökünden gelmektedir. 1. İhtisası olan, bir işin bir şubesini bir dalını çok iyi bilen, o alanda uzman olan. 2. Yalnız bir şeye ayrılmış, ayrı bir işte kullanılan. Husus kökünden gelen ve “özel” anlamında kullanılan “Hususi” kelimesi de aynı anlamda özel olarak ayrılmış anlamında yakın zamana kadar kullanılırdı.