Yetenekli Kalemler

6 Kasım’da Preveze’yi alan Yunanlılar, Veliaht Konstantin idaresindeki büyük kuvvetlerini Selanik üzerine gönderdiler. Selanik’i savunmakla görevli jandarma paşası Tahsin Paşa, tek silah atmadan, muazzam kolordusunu bütün silahları ile beraber Yunanlılara teslim etti. Sultan İkinci Abdülhamid Han devrinde ihtilas (devlet malını zimmetine geçirmesi) suçu tespit edilmiş olan Tahsin Paşa, o devirde menkub (rütbe ve haysiyetten düşmüş) olduğu gerekçesiyle, Selanik kolordusunun başına getirilmişti. Bütün Kuzey Arnavutluk da Sırp-Karadağlılar tarafından işgal edildi.
Selanik’in düşmesinden 8 gün önce, artık “Hakan-ı sabık” diye anılan Sultan İkinci Abdülhamid Han, İstanbul’a getirilmişti. Gazete okuması yasak olduğu için, kulaktan aldığı bilgi dışında siyasi durumu etraflı bir şekilde bilmeyen “Sabık Hakan” dört Balkan devletinin ittifakına ve bu ittifakın haber alınmamasına hayret etmiştir.
22 Ekim 1912 tarihinden beri Şükrü Paşa kumandasında Edirne’yi müdafaa eden Osmanlı birlikleri, İstanbul ile bağlantı kesik olduğu için silah, mühimmat noksanlığı ve açlık gibi sebeplerle teslim olmak zorunda kalmışlardır.
Üst üste gelen mağlubiyetler üzerine Osmanlı Devleti Bulgaristan’a müracaat ederek ateşkes istedi. Böylece 3 Aralık 1912’de imza edilen ateşkes antlaşması (mütareke) ile silahlı çatışma durmuş oldu. Balkan devletleri ile Osmanlı Devleti arasında antlaşma 30 Mayıs 1913’te Londra’da imzalandı.
2500 yıllık Türk tarihinin büyük felaketlerinden biri olan Balkan Savaşında Türkler, Anadolu’dan sonra ikinci anayurt hâline gelmiş olan Rumeli’yi de bıraktılar. Rumeli, 550 yıldır Türk yurduydu.
93 Harbi'nde görülen göç ve göçmen felaketinin daha şiddetlisi Balkan Harbinde cereyan etti. Yüz binlerce Türk, bütün varlıklarını bırakarak eriye eriye İstanbul’a eriştiler ve Anadolu’ya dağıldılar. Balkanların, bilhassa Bulgarların yaptıkları zulüm tüyler ürpertici idi. On binlerce sivil Türk, kadın, ihtiyar çocuk ve bebekler dâhil olmak üzere her türlü işkencelerle doğranmıştı.
          Gazanfer Gümüş-İstanbul
 
 
 
 
ŞİİR
 
   
       Mübarek ay
 
Ramazan-ı şerif geldi, gidiyor
Onun huzuruna dalan var mıdır?
Tüm Müslümanlara selam ediyor
Acep selamını alan var mıdır?
 
Kalplerdeki kirler, paslar atılır
Herkes namazlarda safa katılır
Allah rızasına oruç tutulur
Bu nimetten mahrum kalan var mıdır?
 
Dosdoğru yol varken kötüye gitme
İbadet yaparken sakın naz etme
Kimsenin ardından kötü söz etme
Dinimizde gıybet, yalan var mıdır?
 
İyilerle bulun, kötüden kaçın
Her daim tövbe et, affolur suçun
Hak yol üzereyken ağarsın saçın
Rehbersiz yolunu bulan var mıdır?
 
Alper söyler ama alır mı payı?
Rabbim nasip etsin ibret almayı
Ramazan-ı şerif bir fırsat ayı
Nimetlerin farkında olan var mıdır?
 
Mehmet Alper Çetin-Aydın
 
 
 
 
 
UNUTULMAZ ESERLER
 
KADIRGA: Buharlı gemilerin yapımından evvel kullanılan harp gemilerine verilen isimdi. Osmanlı kadırgalarında 25, Venedik kadırgalarında 26 çift kürek bulunur ve her kürek dörder kişi tarafından çekilirdi. Osmanlı kadırgalarının baş tarafında biri büyük ve ikisi daha küçük üç top bulunurdu. Küreklerin rahat çekilmesi ve tekne ortasında leventlerin ve gemicilerin dolaşabilmeleri için kadırga bordalarında “şahnişin” denilen çıkmalar yer alırdı.
Osmanlı kadırgaları, Zakala ve Bey kadırgaları olmak üzere iki sınıftı. Zakala kadırgaları, devlet tersânelerinde yapılırdı. Bey kadırgaları ise, beylerin kendi bölgelerindeki tersânelerde yaptırılır, deniz savaşlarında da doğrudan kendileri komuta ederlerdi. Son zamanlarda top sayıları arttırıldı. Kadırgalarının personel mevcudu; 196 kürekçi, 100 levent ve geri kalan gemici olmak üzere 330 kişiydi.