Yetenekli Kalemler

"Geç ulaşan adalet zulümdür" der Orhan Gazi. "Güç, adalettir" der Timur Han. Güçlüyken adaletiyle nam salan mücahitlerin şanlı bayrakları altında gölgelenen bir insanlığın, Türk'ün hayalidir Kızılelma.
Şimdi bu gayeye hasret kıvranıyoruz. Cemil Meriç; "Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir" derken eski Türkiye'nin kırdığı tuğralara kalben kaçarak Kızılelma ruhuna sığınıyordu galiba.
Fransız İhtilaliyle başlayan sözde milliyetçilik ve kavmiyetçilik ruhu, birliğimizi bozan en büyük zehrin kalburüstü aydınlarımızın dimağına şırınga edilmesine sebep olmuştu.
Dilde, fikirde birlik yaldızıyla parlayan bu zehir, önce Türk imparatorluklarını helak etti, kavimleri birbirine düşürdü ve cihan harpleriyle dünya Batı'nın kanlı elleriyle tarumar edildi. Aynı kanlı el, artık kavimlerden mürekkep devletlerin Türk ve Müslüman birliği kurmasına tiksinerek bakıyor, mankurtların "Kuzey Atlantik" milliyetçiliğini esas alarak Türkiye'nin ve Türk cumhuriyetlerinin birleşmesine mâni olmak için su götürmez desiselere başvuruyordu.
İşte böyle puslu ve fırtınalı atmosferde köpeksiz köyde değneksiz gezecek bir kıvama eren emperyalist güçler fitne tohumlarını bütün dünyaya aheste aheste ekmekten geri durmuyordu. Onların siyaseti güce ulaşana kadar kelam, güce eriştikten sonra katliamdır.
Maalesef, bu cihanı altüst eden, kavimleri kavimlere düşman eden coğrafyaları etnik fitnelerle lime lime parçalayan emperyalizmin zehriyle zehirlenen ülkelerden birisi de bizim devletimiz olmuştu.
İki asır önce başlayan ve tefrika olarak girdiği her coğrafyayı parçalayan bu etnik köken ayırmacı ve kayırmacılığı bir hastalık olarak önce zihinlerimize sonra beyinlerimize sonra genlerimize kadar işletildi… Ve bugün gelinen noktada siz ne kadar kardeşlikten vatandaşlıktan, dindaşlıktan söz ederseniz edin ötekinin verdiği ağu (zehir) ile zehirlenmiş bedenlerin dermanı yok gibidir… Bu nasıl ki yıllar yılı damla damla birikti ise telafisi de yıllar yılı sürecek anlayış, anlatış ve kucaklaşmaya davet ile mümkün olabilecektir…
         Cüneyt Akçatepe
 
 
 
ŞİİR
 
                  İşte Bayram
 
Ramazan tamam oldu, orucumuzu tuttuk;
Yardımlaşma zirvede! İşte Bayram bu dostlar;
Günâha giden yolun bir kısmını unuttuk;
Şifâlar bulduk derde, işte Bayram bu dostlar!
 
Rabbimize hamdolsun, Resûle salât, selâm;
Her hâneden yükseldi, bu ay en güzel kelâm;
Gurbette hasret aynı, burnumda tüter sılam!
Duâlar gönüllerde; işte Bayram bu dostlar!
 
Çocuklar neşe dolu, tutuşmuşlar el ele,
Gezer, dolaşır, zıplar coşar oynaya güle,
Büyükler ayrı mı ki, fark edilmiyor bile,
Bir huzur var her yerde, işte Bayram bu dostlar!
 
Ev ev ziyâret edip hâl hatır soruyoruz,
Tâ içten gülümseyen, ahbaplar buluyoruz,
Bol bol ferahlık veren havayı soluyoruz;
Bir sevinç var her evde, işte Bayram bu dostlar!
 
Küçükler gözlerinden, büyükler ellerinden,
Herkes duygu selinde, bal akar dillerinden,
Sanki demetler gelmiş, gülistan güllerinden,
Gözlerden kalksın perde, işte Bayram bu dostlar!
 
Bu, güzellik bahçesi, giren herkese açık,
Yeter ki, bulunduğun kuyudan yukarı çık,
Güneşi kapatır mı, ona atılan balçık?
Geçerli her devirde; İşte Bayram bu dostlar! ..
 
                                Ramazan Çetin
 
 
 
 
 
UNUTULMAZ KELİMELER
 
CEHD: Arapça isim kökenli bir kelimedir. Azimli ve kararlı bir şekilde çalışma ve çabalama, gayret etme halidir. CAHİD ismi de cehd kökünden gelmektedir. Elinden geldiği kadar çalışan kimse demektir.  2. Erkek adıdır.
MÜDAFİ: Arapça sıfat kökenli bir kelimedir. Çoğulu müdafindir. Müdafaa eden, koruyan, savunan, dayanan kişi anlamına gelmektedir. Vekîl-i müdafi': Suçlunun avukatı anlamında bir tamlamadır.
KANİ: "Ka" uzun okunur. Arapça sıfat kanaat kökünden 1. Kanaat eden, yeter bulup fazlasını istemeyen anlamındadır. 2. İnanmış, kanmış anlamındadır. Mutmain kelimesi de kanan, inanmış ve ikna olmuş anlamında kullanılabilmektedir.