Yetenekli Kalemler

Bu olacak şey mi? Nasıl kabul edilebilir bu? Sen binbir hayal ve sevinçle bebeciğini kucağına al, geceni gündüzüne kat, el bebek gül bebek onu pamuklara sarıp sarmala büyüt, okuyup meslek sahibi olsun diye geceni gündüzüne kat… Hastalandığında sabahlara kadar başucundan ayrılma… Ağladığında gözlerinden yanaklarına süzülen damlalar kalbine birer sızı olarak saplansın… Onun bir kere boynu bükük kalmasın diye hiç istemediğin kaç kişiye boynunu büküp ricada bulun… Delikanlı çağına geldiğinde hiç tanımadığın, hiç bilmediğin, hiç aklının ucundan bile geçmeyen bir başka ailenin çocuğu gelsin senin evladına musallat olsun… “Ben seni seviyorum” desin… Evladının peşini bırakmasın… Sonra da o hastalıklı ruh ile o bencil nobranlık ile o megaloman narsis duygularla “senin peşini bırakmayacağım” diye asılsın… Çocuğun “hayır” dediği hâlde bu teklifi kabul etmediği hâlde saygısızca pervasızca utanmazca ve kanun ve hukuk tanımaz bir kabalıkla önünü kessin… “Ya benim teklifime evet diyeceksin ya da buradan bir yere gidemeyeceksin” diyerek çeksin tabancasını o ciğerparen yavruna peş peşe ateş ederek onu hayatının baharında hayattan koparsın…
Bu nasıl bir duygu durumudur? Bu nasıl akıl havsala almaz bir çılgınlıktır? İnsanlık adına medeniyet adına bu nasıl kahredici bir iflastır? Bir insanı kendisinden başkasına hiç değer vermeyecek kadar kendine düşkün, kendisinden başkasını hesaba katmayacak kadar bencil, önünü ve sonunu düşünmeyecek kadar cahil, sevmenin âşık olmanın o yüce duygusundan zerrece haberi olmayan mahlûk vb. olarak yetiştirebilen ortama kahrolmaz mısınız? Bu nasıl bir ailedir ki, bu nasıl bir okul ki, bu nasıl bir eğitim sistemi ki, bu nasıl bir sosyal ortam ki, bu nasıl bir memleket ki içinde yaşayan ve bir şekilde büyüyen bir ferdini medeniyete uyum sağlayabilecek bir "insan" olarak yetiştirememiş… Geriye sadece acı ve gözyaşı içinde “yavrum” diye çırpınan çaresiz anne baba ve koskocaman çaresizliğinin kaldığı bir ortamda toplumun en küçüğünden en büyüğüne kadar bütün sorumluların bu sorumsuzlukta dahli olsa ne olmasa ne?
Allah’ım sen koru ya Rabbim…
        Muhsin Taha-Antalya
 
 
ŞİİR
 
         Ellerim semada...
 
Ey talih, çaldım ya senden o güzel günü
Örtsen de üzerime gam keder dağ yükü
Ellerim semada bir yıldız kaysın, işte o benim
Hicran semtine sürgünüm, yarının baharı bu benim
 
Aksa aksa Mescid-i Aksa’ya İslam askeri aksa
Gönül merdiveni yükselsin Mescid-i Aksa’ya
Selam eylesin bu kutlu davaya
Külümden doğdum güneşin akşamında
Kızıllık sabahına sancılı kaç er var?
Su yutmuş pınarlar susuz erler var.
 
Buluta açılan yelkenli gemim var,
Gökyüzü sen mi ben mi hasretim?
Gelinliği giymemiş gelin kızlar var,
Yağmur duasında kefen giymişler var.
 
Mermi satın almışlar mahşerde nişanesi,
Kalbindeki umutlara sıkılmış tek tek…
Şahadete şafak söküyor şehidin bir tanesi,
Bekletme diyor sen de satın al mermi…
 
        Yavuz Selim Bulut-Beylikdüzü
 
 
 
KISA KISA...
 
Herkese sağlıklı günler
 
Şu günlerde sık sık kulağıma gelen söylentilerle ilgili olarak bu yazıyı hazırlama ihtiyacı hissettim. Zaten sosyal medya hesabım da yok felaket tellâllarını duyacak. Fakat bu endişeli kesimin her birinin her türlü hesabı (!) var mecazi ve hakiki manada. Hangi meseleden bahsettiğimi belki tahmin etmişsinizdir. Ki biliyorum ki bu insanlarla siz de çokça karşılaştınız. Dediğim gibi herkesin her türlü sosyal medya hesabı var. Oraya her türlü yediğini içtiğini çocuğunu çoluğunu gezdiğini koyarken takip edildiğini düşünmüyor da aşı ile takip edileceğini düşünüyor kimileri. Kimileri buna inandığı gibi takipçilerine de mesajlar atıyorlar.
Kişi bilmediğinin cahili derler. Ne güzel söylemişler. Bu aşı konusu için değil hemen her konuda ilimden fenden dinden bîhaber olunca “yargılamadan sorgulamadan” konuşuyoruz. Kimi kendince öğrendiği bilgiler doğrultusunda tereddüt ederken kimi de ezbere reddetmektedir. Kimi de bu konuda gönüllü olmaktadır. Ben de kendi adıma vatana millete bir faydam dokunsun diye yerli aşı için gönüllü oldum. Herkese sağlıklı günler dilerim.
   Gözdenur Civelek-Türkolog