Yetenekli Kalemler

Nuran elinde diş fırçası olduğu hâlde önce banyoya yürüdü. Birlikte elini yüzünü yıkadık. Sonra mutfağa yürüdük. Dedesi mutfakta çayını yudumluyordu. Nuran’ı küçük sandalyesine oturttum. Dedesine diş fırçasını gösterdi:
-Bak dede. Annem bana ne almış?
-Aman da minik şey... Ne de güzel diş fırçasıymış bu.
Nuran öğrendiklerini dedesine tekrarladı:
-Ama dede… Kahvaltıdan önce diş fırçalamak yok.
Dedesi gülümsedi:
-Peki yataktan kalkar kalkmaz ne yapacaktık bakayım?
Nuran bana baktı: 
-Ne yapılır anne, diye sordu.
Ona cevap verdim:
-Önce banyoya gideriz. Tuvaletimiz varsa tuvaletimizi yaparız. Sonra ellerimizi sabunla yıkarız. Sonra havlu ile kurulanırız. Sonra kahvaltı masasına geliriz…
Nuran dedesine döndü:
-Bak gördün mü? Annem hepsini biliyor… Senin annen de biliyor muydu?
-Aferin benim kızıma, dedi dedesi:
-Senin annen çok temiz değil mi?
-Tabii dede. Benim annem çok temiz. Ben de annem gibi temiz olacağım… Her sabah kalkınca banyoya gideceğim. Elimi yüzümü yıkayacağım. Sonra kahvaltımı yapacağım. Sonra da… Ablam gibi dişlerimi fırçalayacağım. Dişlerim de pırıl pırıl olacak…
Ertesi sabah Nuran, uyandıktan sonra banyoya gitti. Elini yüzünü yıkadı. O sabah kahvaltısını da severek yaptı. Ama mor saplı diş fırçasını yanından hiç ayırmadı.
Kahvaltıdan sonra banyoya gitti. Ben de Nuran’a yardım ettim. İlk defa birlikte dişlerini fırçaladık.
Nuran’ın ablası öğleden sonra okuldan dönmüştü. Nuran sevinç içinde ablasına koştu:
-Abla bak, dedi. Dişlerimi fırçaladım. Dişlerim seninki gibi pırıl pırıl olmuş değil mi?
Ablası kardeşini kucaklayıp öptü.
-Çok güzel olmuş. Çok temiz olmuşsun. Çok şeker bir kız olmuşsun, dedi.
Nuran hem kahvaltı yaptığı için hem de dişlerini fırçalayıp tertemiz olduğu için çok mutluydu. Ablası da mutluydu. Dedesi de mutluydu...
           Gökçe Arslan-Öğretmen
 
 
 
 
ŞİİR
 
 
               NEŞE VE GAM
 
Bir ölüm arzusu var; düşer bazen içime,
Engel olur nice zor, sonu gelmez biçime..
Ne vakit biraz gülsem, bilirim ki sonu var,
Bu arzu olmayınca sığmaz içim içime..
 
Her akıl bir kelepçe, gönül dilekçe olur;
Yazan kalemler yolcu, kâğıtlar mahkûm olur..
Zift dolu yüreklerin ara bulucusuyum,
Arayanlar beni hep karanlık günde bulur..
 
Didâr'ına güneşi oturtanlar nerede?..
Gözyaşında bulutlar saklayanlar nerede?..
Nerede, ufku bize anlatacak gezginler?..
Ömrümüze ömürler katacaklar nerede?..
 
Zihinleri kuşatan düşmanımız kim bizim?..
Hakikati gösteren ressam kim, hangi çizim?..
Hani bilinmezliği anlatmaya kalkanlar,
Şimdi kimin elinde kaybolmuş onca izim?..
 
            Bir Asr'ın Asa'sı/Ahmet Sinan Arvas
 
 
GÜZEL YURDUMUZ
 
ANADOLU HİSARI: Yıldırım Bayezid Han'ın İstanbul Boğazı'nın en dar yerinde yaptırdığı ilk hisar. Göksu Deresi ile deniz arasında kireç ve şist katmanlarından meydana gelen tepenin üzerindedir. İstanbul’un fethinden sonra şehre, Karadeniz’den gelecek saldırıları karşılamak üzere kullanılmıştır. Karadeniz’in tamamen Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetine geçmesinden sonra (16. asır) ehemmiyetini kaybetmiştir. Ancak on yedinci ve on sekizinci asırlarda Rus Kazaklarının Boğaz’a kadar uzayan akınlarının karşılanmasında Anadolu Hisarı'ndan faydalanılmıştır. Daha sonra ehemmiyetini iyice kaybetmiş, duvarına dayanmış ahşap evler ile hisar romantik bir hâl almıştır...
Anadolu Hisarı, yerleşme alanı olmaya Fatih Sultan Mehmed Han devrinde başlamıştır. Fatih Sultan Mehmed buraya bir cami yaptırmıştır. Hisar civarına önce askerler yerleştirilmiş, daha sonra sivil halk da iskân edilmeye başlanmıştır...