Yetenekli Kalemler

Salgın 1,5 yıldır birçok şeyi değiştirdi hatta götürdü. Tat, koku kaybı ve hissizlik bıraktı. Şimdi ne duyu organlarımız ne de beynimiz var, bedenimizle birlikte yitirdik.
• Camın parlak yüzeyinin gerisindeki dijital beyne, diyaliz makinesine bağlanır gibi bağlandığımızdan beri bedenler askıya alındı. Dijital beyin algoritma sayesinde bizim adımıza düşünüyor, tepki veriyor, bizim adımıza seçimler yapabiliyor. Ve üstelik beden denilen ağır yükten de kurtardı bizi, hafifledik.
“Ne düşünüyorsun?” diye sorduğunda, o çok telaffuz ettiğimiz ama benim çok da haz etmediğim tekerlemelerimizi camın parlak yüzeyinde tekerleyebilme imkânı da tanıyor.
***
•Bedensel duyularını yitirmiş, sadece görme duyusuyla idare eden camdan hayatlar, camda felaket öngörülerinde bulunmaya devam ediyorlar. Onlara göre felaket, hep gelmekte olandır; cama yansıyan görüntüler, bir türlü gelemeyen felaketin hep habercileri. Bedenler askıya alınınca, hâliyle algılar da ıskartaya çıkarılmış oldu.
***
•Cahilizmin mankurt fikirleri eklendi mi camdan hayatlar olur size, bir anda camsız hayatlar. Fikir yok, düşünce yok, farklılık yok. Aynılaşma, herkesleşme. Tek tip bedende, tekâmülleşme (gelişme.) Az evvel ima ettiğim tekerlemelerin ritmiyle işleyen camdan hayatlar için tökezlemek felaket olabilir miydi?
Çağın adı “abonelik” bir kere;
Abonelik çağı, yani şu an içinde bulunduğumuz ve hâlâ yaşıyor olduğumuz zamanın kendisi genel açıdan, herkesin dolaylı ya da dolaysız içinde bulunduğu ve bir bakıma zorunda kaldığı zaman dilimi demektir. Genç kız ve erkeklerin çağı. Bakıcısı, Youtuber olan bebeklerin, gazetesi Twitter olan yazarların, kaç kişi tarafından beğenildiğini sayabilenlerin çağı. Bir de Facebook var tabii. Orta yaş ve üstünün muazzam ilgi gösterdiği dertler ve yaşanmışlıklar köşesi Facebook... 
 Erdi Han/ Sosyolog
 
 
ŞİİR
 
 
Tabiatın öcü
 
Tabiatın öcü kavi, pek çok çetin 
Ona karşı olun her daima sakin 
 
O bir cûşa geldi mi hiç olmaz metin,
Yıkar bendini, kalmaz duvarla setin. 
 
Kardeş kesme bindiğin o yeşil dalı,
Orman içinde bu şatafatlı yalı.
 
Gider arı, bulmasın kovanla balı,
Yanar ağaç, ne ot kalır ne de çalı.
 
Oraya germe sen cılız örümcek ağı  
Sel götürür, bırakmaz ölüyle sağı.
 
Bu zümrüt yeşilini eyleme sarı
Uyan kışa çevirme sen bu baharı
 
Çevreye verdiğin her türlü zararı,
Yaşatır sana cehennem kızgın narı.
 
Oysa bu arz, insanlığa emanettir,
Ağaç küre-i arzda yahşi ziynettir.
 
Yüce Allah’tan bize büyük nimettir
Nimete şükür etmemek ihanettir.
 
Ejder Bilgisayar
 
 
 
UNUTULMAZ İSİMLER
 
ALİ ŞİR NEVAİ: Türklüğün Çağatay sahasında bilgin ve devlet adamı. 1441’de Herat’ta doğdu. Sultan Hüseyin Baykara ile mektepte ders arkadaşıydı. İkisinden hangisi devlet idaresine geçerse, diğerini unutmamak üzere aralarında sözleşmişlerdi. Ali Şir, bir müddet Horasan’da, sonra da Semerkant’ta tahsil ile meşgul oldu. Bir hayli zaman sonra, Hüseyin Baykara, Herat’ta tahta geçti. Verdiği sözü yerine getirmek için Ali Şir’i arattırdı. Semerkant’ta olduğunu öğrendi. Mâverâünnehir meliki Ahmed Mirza’ya yazarak Ali Şir’in kendisine gönderilmesini istedi. Ali Şir, Sultan Ahmed’in yardımıyla Herat’a geldi. Hüseyin Baykara tarafından yakın ilgi ile karşılanarak önce mühürdarlığa, sonra da vezirliğe tayin edildi. Ali Şir, boş vakitlerini kitap okuma, inceleme ve araştırma yapmakla geçirdi. Bu sebepten çevresi âlimler ve edipler cemiyeti hâline gelmiş idi. Edip ve şairler ile bütün ilim, sanat, hüner sahiplerine yardım ederdi. Böylece maarif ve sanayinin gelişmesine yardımcı oldu. Ali Şir, tarih, edebiyat ve lisanda söz sahibi idi. Türkçe ve Farsça şiir yazmasının yanında Arapçayı pekiyi öğrenmişti. Ali Şir Nevai, Kaşgarlı Mahmut’tan sonra Türk diline hizmet eden en büyük Türk edebiyatçısıdır.