Yetenekli Kalemler

Din bilgileri, fen ve edebiyat ile ilgili pek çok kitap bastırdı. Köylere kadar kurslar açtırdı. Parasız kitaplar gönderdi. Harp gücünü kaybetmiş olan eski gemileri Haliç’e çekip Avrupa’da yapılan üstün evsaflı (özellikli) kruvazörler, zırhlılar ile donanmayı kuvvetlendirdi.
Ne yazık ki, 1909’da tahttan indirilince, bütün bu ilerlemeler durdu ve memleket kana boyandı.
Çünkü ecdadın bu gayretleri, vatanseverleri ve gaflette bulunmayanları sevindirirken ve çalışma azimlerini arttırırken bazılarının da kinini ve fesatlığını arttırıyordu. Millet maalesef bölünmüş aynı davada olanlar bile ikiye ayrılmıştı. Sonuçta kendilerine aydın (!) diyen bir kesim tarafından bir oldu-bitti ile Ulu Hakan tahtından indirildi ama milletinin kalbinden indirilemedi, indirilemez de. Lakin onun gitmesiyle Devlet-i Aliyye'de büyük boşluklar ve sıkıntılar oluştu. Asayiş bozuldu. Hükûmete gelen İttihat ve Terakki en hafif tabir ile gaflete uyup devleti çöküşe sürükledi. Biz de tarihten ibret almalıyız.
Dinini dilini tarihini bilen şuurlu kadrolarla dünü iyi öğrenip dünden ibret alarak geleceğe çağın gerektirdiği ilim teknik ve fen ile mücehhez olan ülkemiz insanının gücüne ve potansiyeline güvenmeliyiz…
Devlet ebet müddet ruhuyla, bir ve diri olmalı, düşmanın tuzağına düşmemeliyiz. Cennet vatanımızın şüheda kanıyla sulandığını unutmadan, tek bayrağın gölgesinde millet olarak kardeşçe birbirinin hakkına hukukuna saygı gösteren birbirini ötekileştirmek yerine kucaklayan bir ruh ile birlik ve beraberlik üzere yaşamalıyız. Sözlerimi Mehmet Akif'in şu mısraları ile bitirip, aslımızı ve özümüzü unutmamayı diliyorum...
"Girmeden tefrika bir millete düşman giremez
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez"
Yani "Bir milletin arasına bölücülük girmediği müddetçe düşman giremez. Milletin fertleri aynı fikirle hareket ettiği takdirde o milleti silahla sindirmek, yok etmek mümkün değildir.
Böyle bir ülke, böyle bir millet böyle bir dünya arzusu ile…
Oğuz Ok
 
 
 
ŞİİR
 
BİR GÜN…
 
Zaman ilacı imiş her derdin ve elemin,
Silinir ayrılıklar, ağyar yâr olur bir gün...
En nihayet olacak yazdığıdır kalemin,
Seni yakan yâd eller hoş diyar olur bir gün...
 
Rahmet dolu göklerden muştu iner özüne,
Aydın olur yüreğin, şavkı vurur sözüne,
Çilesi tamam olur, talih güler yüzüne,
Ciğeri yanık bedbaht bahtiyar olur bir gün...
Fatma Macit
 
***
 
Uykudaki Uyanıklık
 
Hayal kapısından varlık bulan insan,
Muhtaçsın Yaradan'a her an!
Bir yalanın peşindesin durmadan
Ömür bitiyor hemencecik uyan...
Bilmez misin ölünce uyanılır,
Her şeyin hesabı sorulur.
Dünyada bu hesabın derdinde olan
Ahirette kurtulur yangından.
Yüzümüz kara muhtacız berrak bir suya,
Dön Rabb'ine, yüzünü nurla boya
 
Fatih Toprak (Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni)
 
 
 
TARİHTEN BİR YAPRAK
 
VARNA MUHAREBESİ: 10 Kasım 1444’te Varna’da yapılan Osmanlı-Haçlı muharebesi. Sultan İkinci Murad Han'ın Rumeli fütuhatları sonunda Macaristan ve Lehistan ile 12 Temmuz 1444 tarihinde imzalanan Segedin Antlaşması on yıllık bir sulh devresi getiriyordu. Sultan Murad Han, sulh devresinden istifadeyle oğlu Sultan II. Mehmet Han'ı 13 yaşında iken tahta geçirip kendisi iradeden çekilmişti. Bunu fırsat bilen haçlılar bir olup Macar kralı Vladislas’a yeminini bozdurdular. Bizans imparatoru, kardinal Çesarini ve Macar kralı Vladislas, Haçlı seferi için hazırlıklara başladılar. Bu durum Osmanlı tarafından haber alınınca ordunun başında tecrübeli bir hükümdarın bulunmasına karar verildi. Sadrazam Çandarlı Halil Paşa'nın isteğiyle İkinci Mehmed Han babasını başkumandan olarak ordunun başına davet etti. Böylece, 10 Kasım 1444 tarihinde tarihin en önemli meydan muharebelerinden biri yaşandı. Bu muharebe Bizans’ın, Balkanlardan ve Avrupa’dan ümidini kesmesine ve yıkılacağı günlerini beklemesine sebep oldu; İstanbul’un fethine zemin hazırladı.