Yetenekli Kalemler

 
Tanzimat devrinden itibaren Türk aydınları Fransız kültürüyle tefekkür ediyor ve o kültürün tesiriyle kalem oynatmayı büyük bir başarı zannediyordu.
İlim ve irfanın yalnız Fransa'da olduğuna ve Türklerin geri kalmış bir millet olduğuna ve Fransa'yı taklit etmekle muhakkak ilerleyeceklerine itimat eden aydınların ekserisinin tek maksadı derhâl bir an önce imkân bulup Fransa'ya kaçabilmekti.
Meşrutiyet döneminde de aynı teraneye aydınlar mütemadiyen (sürekli) inanıyordu. Yahya Kemal'in II. Abdülhamid Han devrinde daha henüz on sekiz yaşındayken Fransa'ya kaçmasına ve manevi değerlerinden uzaklaşmasına sebep olan asker Şekip Bey, o devrin tabiriyle Frenk mukallitlerinden, yani bedeni ve ruhu Batı'ya kaymış ve benliği kaybolmuş acizlerdendi.
Yahya Kemal II. Meşrutiyet ilan edildiğinde ve daha sonra Sultan Abdülhamid Han tahttan indirildiğinde Şekip Bey'e tekrar askerliğe dönmesi konusunda ısrarda bulunur ve yardımcı olacağını söyler. Fakat "Eve Dönen Adam"ın alacağı cevap çok talihsizdir ve hiçbir Türk aydının hatırından çıkarmaması gereken bu acı cevabı Yahya Kemal de hayatı müddetince unutamamıştır:
 "...hem de vatana artık niçin döneyim. Bu hayata alıştım. Ben artık TÜRK değilim, FRANSIZ oldum. (Yahya Kemal, Siyâsî ve Edebî Portreler, s. 119)" 
 Belki bugün bile aydınların sosyolojik ve psikolojik bocalayışını tarif ve tahlil etmek mümkün değildi fakat ortada güneş gibi meydanda olan bir hakikat vardı. Dün Fransız taklitçisi olmayı büyük bir iftihar vecibesi sayan kimi aydınların yetiştirdiği nesiller de -artık Fransa'nın hâkim kuvveti nihayete erdiği için kendilerince saygın gördükleri, çağdaş gördükleri, teknolojik gördükleri veya yaşanası gördükleri ülkelere gitmeyi oralara tabiri caiz ise sığınmayı önceleyeceklerdi.
Düşünüyorum da, bugün Batı'nın duygusuz hayatına ve ticari sanat anlayışına hiç sorgulamadan hayran olan ve Batı'yı öve öve bitiremeyen kimi aydının bu tutumuna şaşırmıyorum… Çünkü dilini bilmeyen dinini bilmeyen tarihini bilmeyen kimseler aydın olsalar da münevver olamamışlardır.
Cüneyt Akçatepe
 
 
 
 
ŞİİR
 
 
Seyrangâh
 
Hak neylerse güzel eyler,
Çoğunu fark edemezsin,
Derindedir bazı şeyler,
Çıplak gözle göremezsin.
 
İsyan etme, bekle hele,
Hak döndürür hâlden, hâle,
Zayi etmez zerre bile,
Akıl, sır erdiremezsin.
 
Hep bir şeyler olur biter,
Gül açılır, bülbül öter,
Gökten atıp, yerde tutar,
Kısmetin döndüremezsin.
 
Demem o ki, Hakk'a ram ol,
Kul isen yok, başkaca yol,
Gel ki nefsim, kurtulan ol,
Yoksa hesap veremezsin.
 
Mustafa Özkahraman
 
 
 
UNUTULMAZ İSİMLER
 
ADİLE SULTAN: Osmanlı hanım sultan ve şairlerinden. Babası Sultan İkinci Mahmud Han, annesi Zernigar Kadın Efendi'dir. 1825 senesinde doğdu. Küçük yaşta annesini kaybetti. Sultan İkinci Mahmud, kızı Adile Sultanı çocukları yaşamayan başkadın Nevfidan Kadın'a büyütmek üzere verdi. O da Adile Sultan'ı kendi evladı gibi büyütüp yetiştirdi. Mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. 1845 senesinde Kaptan-ı derya Mehmed Ali Paşa ile evlendi. Sultan Abdülmecid devrinde bir seneye yakın sadrazamlık yapan Mehmed Ali Paşa 1868 senesinde vefat etti.
Adile Sultan, kocasının arkasından da kızının ölümü üzerine evine çekilmiş, her şeyi bırakarak kendini ibadete vermiş ve fakir fukarayı beslemekle vakit geçirmiştir. Dindar, hassas, hayırseverliğiyle tanınmış ve ömrü boyunca herkesten daima hürmet görmüştür. 73 sene yaşadı ve bu süre zarfında, II. Mahmud, Abdülmecid, Abdülaziz, Beşinci Murad ve İkinci Abdülhamid’in saltanatını gördü. Adile Sultan, aynı zamanda Osmanlı hanedanına mensup divan sahibi tek kadın şairdir.