Yetenekli Kalemler

Günümüz dünyasında tüketim toplumunun tam bir yansımasını dünya genelinde görmek mümkündür. Bireylerin kendilerini gerçekleştirmek için tüketmeye ihtiyaç duyması kapitalist sistemin de doğal bir getirisi olarak değerlendirilebildiği gibi postmodern anlayış ile de ilişkilendirilebilmektedir. Bireyciliğin yükselişi, popüler kültür ve sınırların silikleşmesi bu noktada sıkça karşılaşılan kavramlardır. Tüketim toplumunun ivme kazanması ile birlikte bireyselcilik de ön plana çıkmaya başladı. Bireyselcilik kişinin toplumun çıkarından önce kendi çıkarını gütmesi ve davranışlarını buna bağlı olarak şekillendirmesi olarak ifade edilebilir. “Satın almak insana kendini iyi hissettirir” söylemine bu açıdan bakıldığında popüler kültür ve e-Ticaret'in yaygınlaşması ile birlikte tüketimin de artış kazandığı için yanlış denilemez. Esasında kapitalist toplumun ilk ortaya çıkış sürecinde insanlar için itici güç olan kavram üretimdi. Ancak ilerleyen kapitalist süreçte tüketim toplumunun güçlenmesi ile birlikte “tüketim” kavramı kapitalist toplum için çok daha merkezî bir kavram hâline gelmiştir.
Tüketim toplumuna dönüşmek söz konusu olduğunda İslami bakış açısı ile birçok İslam düşünürler de bu durumdan kaçınmak ve korunmak için bazı tedbirler almak gerektiğinden bahsetmiştir. İslam düşünürleri; meta ve tüketim açısından ahlaki bir tutumu ortaya koyarak, insan ihtiyaçlarının karşılanmasında orta bir yol izlenmesini ve aşırılıklardan kaçınılmasını önerir. İmam-ı Gazali hazretleri, malı kazanan ve harcayan kişinin durumunun ve niyetinin gözetilmesi gerektiğini söyler...
Tüketim toplumu günümüzde insanların tüketerek var olduğu, bunu bir hayat tarzı olarak kabul ettiği bir toplum biçimidir. Popüler kültür ve yeni medya insanların istek ve arzularını dürtülerken tüketmeye yönlendirir ki bu, çağın getirdiği en büyük açmaz olarak karşımızda durmaktadır.
             Erdi Han
 
 
 
ŞİİR
 
              ÖZLEDİM…
 
 
Bugünlerde bir hoşum ey cânan,
Amma, eskilerden konuşmayı özledim.
 
Yaş geçiyor ömür gidiyor,
Amma, koşarak oynamayı özledim.
 
Aynalara bakasım pek gelmiyor,
Amma, saçımı bozup bozup taramayı özledim.
 
Belim ağrıyor arada bir de kalbim,
Amma, havayı doya doya içime çekmeyi özledim.
 
Bir zamanlar ben de çocuktum, heyecanlı idim.
Amma, köyümde tandırın başına oturmayı özledim.
 
Akşam olur babam işe gider idi, hava kasvetli,
Amma komşuyla oturup çay içmeyi özledim.
 
Doksanlar karanlık idi, çökmüştü üstümüze,
Amma yolun kenarına gidip arabaları izlemeyi özledim.
 
Yaz gelir yaprak kıpırdamazdı bizim orada,
Amma, duvara dayanıp uyumayı özledim.
 
Velhasıl bu böyle gider, bilirim ki hepsi boş dünyalık,
Ruhum daralır sohbet-i salihini özledim...
 
                         Burak Gönültaş
 
 
 
 
UNUTULMAZ İSİMLER
 
FARABÎ: 873 (H.259) senesinde Türkistan’ın Fârâb şehrinde doğdu. Doğduğu yere nispetle ''Fârâbî'' denildi. Aslen Türk olup, babası, Vesîc ordusunda kumandandı. İlk tahsilini Fârâb’da gördü. Babasının tavsiyesi ile Bağdat’a ilim öğrenmeye gitti. Burada Hıristiyan filozof Ebû Bişr Mettâ bin Yunus’tan felsefe alanında ders aldı. Bu arada; Arapça, Farsça, Grekçe ve Latinceyi çok iyi derecede öğrenerek, Aristo ve Eflâtun’un eserlerini defalarca okudu. Derinden derine bunların tesiri altına girdi. Üstün bir zekâ ve kabiliyete sahip olduğu bilinen Farabi, tam bir felsefeciydi. Fârâbî, pek çok düşünce ve görüşleriyle Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfler ile bildirilen iman esaslarından ayrılmıştır. Görüş ve fikirlerindeki yanlışlık ve bozukluklar bilhassa İmâm-ı Gazâlî ve İmâm-ı Rabbânî gibi büyük İslâm âlimlerinin kitaplarında, çok açık bir şekilde izah ve ispat edilmiştir. Fârâbî; mantık, felsefe, matematik, tıp ve mûsikî sahalarında kitaplar yazmıştır...