Yücel Koç

Referandumdan önce sanılıyordu ki, muhalefetin iktidara gelmesi zorlaşacak. 51’e 48 Hayır oyu, durumun hiç de öyle olmadığını ortaya koydu. Aksine, yeni sistemin AK Parti’yi daha çok etkileyeceği görüldü.
Neden mi?
Parlamenter sistemde, vatandaş biraz da mecburi sebeplerle iktidara oy veriyordu.
Milletvekili adaylarını beğenmese, pek çok şeye kızsa bile, istikrarı korumak, Erdoğan’ı alçaklara yem etmemek için mühür basıyordu.
Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, koalisyon gibi endişeleri kaldırdı, halkın elini rahatlattı.
Bundan sonra iki sandık var. Biri Cumhurbaşkanı, diğeri milletvekillerini seçmek için…
Seçmen artık ‘Reis başımızda olsun’ deyip Cumhurbaşkanlığı’nda AK Parti’ye, diğer sandıkta ise adayını daha çok beğendiği başka bir partiye oy verebilir.
Dolayısıyla “Ben listeye kimi koysam seçilir” dönemi bitti.
Bu yüzdendir ki, AK Parti’de alarm zilleri çaldı, hızlıca yenilenme sürecine girildi.
Aklı varsa, diğerleri de bunu yapar. Yoksa ağlayacakları günler çabuk gelecek.
 
Reis’in arkasında olmak…
 
Gezi’yi hatırlayın…
“Bir adım atsa n’olur?” diyenleri…
17/25 Aralık’ın sıcak günlerine gidin…
“Yargıya müdahale edilmesin” diye höykürenleri…
 
Böyle çok örnek var;
  • ‘IMF ile anlaşmazsak hâlimiz nice olur?’
  • ‘Dolmabahçe mutabakatı niye bitti?’
  • ‘AB’ye vize kalkacak. Geri kabule niye karşı?’ gibi…
Zaman geçti, pek çoğunda Erdoğan’ın haklılığı ortaya çıktı.
Bugünlerde birileri FETÖ tahliyeleri üzerinden yine Erdoğan’ı hedefe koyma peşinde.
Üstelik, o gece hedefteki asıl kişinin kim olduğunu unutarak…
Şahsen, elimdeki bilgilerle çözemediğim, at izinin it izine karıştığı böyle dönemlerde, Erdoğan’a bakıyorum.
İyi niyetinden şüphe etmediğim için de “Vardır bir bildiği” diyorum.
Trump mı, Yeltsin mi?
 
Putin’den önce Rusya’nın dillere destan bir devlet başkanı vardı hani…
Boris Yeltsin…
İçip içip yaptığı tuhaf hareketlerle, ilginç dans gösterileriyle ve eski ABD Başkanı Clinton’a attırdığı kahkahalarla sıkça gündem olmuştu.
Ama en çok da kameralar önünde bir kadın görevliye yaptığı parmak hareketiyle konuşulmuştu.
Yıllara sonra O’na çok benzeyen bir lider çıktı.
Hem de ABD’den…
Şahsen Yeltsin kadar sempatik olmadığını söyleyebilirim.
Belli ki eli ayağı rahat durmuyor.
Bundan karısı da şikâyetçi, olabildiğince uzak tutuyor.
Trump, çok konuşulan el hareketleri, yapmacık yüz mimikleri ile Yeltsin’i sollayacak mı dersiniz?
 
Bu çocuklar robotlarla savaşacak
 
Dünya yepyeni bir devrime hazırlanıyor. Buna sanayide 4.0 diyorlar. Araçların, makinelerin, küçük cihazların birbiriyle konuştuğu, robotik bir dünya bekliyor bizi…
Pek çok işimizi robotların yapacağı bir gezegende yaşayacağız. Mesela fabrikalar karanlıkta da çalışabilecek, çünkü içinde insan olmayacak.
İnsan olmadığı için verim de düşmeyecek, çünkü robotlar şikâyet etmeyecek.
En çok korkulan noktalardan biri; robotların savaşta kullanılacak olması.
İkincisi ise “öğrenebilir robot teknolojisi."
Yani her ilerleme, aynı zamanda yeni tehlike ve riskler demek.
Bir başka boyut ise işsizliği artıracağı korkusu.
Bunun için yeni yeni iş kolları geliştirmeye kafa yoruyor dünya.
Gaye, insana rağmen değil, insan için ileri teknoloji üretmek olmalı…
Bu da ancak düzgün ellerde bulunması ile mümkün.
Medyamıza pek yansımıyor ama, Türkiye de bu konuda ciddi çaba harcayan ülkelerden.
Özellikle yeni nesle büyük yatırım yapılıyor.
Millî Eğitim, 80 ilde Bilim Sanat Merkezleri (BİLSEM), 14 okulda teknoloji sınıfları kurmuş.
Türkiye’nin gelecekte beyni olacak süper yetenekli gençler bu merkezlerde eğitiliyor.
Eski enerji bakanımız Hilmi Güler de proje ile yakından ilgili…
Yönetim Kurulu’nda bulunduğu Turkcell, BİLSEM’deki 20 bin öğrenciye istedikleri ürünü tasarlayabilecekleri maker ve kodlama kiti dağıtmış.
Projenin adı ise Zekâ Küpü…
Geçen hafta Antalya Side’de kampa sokulan Zekâ Küpleri ile beraberdim.
Etkilenmedim desem, yalan olur.
Pırıl pırıl, gerçekten zekâ küpü çocuklar.
Bir de köylerden bile online bağlanabilen, sürekli yeni bir buluş için kafa yoran miniklerimiz var.
Örneğin, onlardan biri geçenlerde toprağa gömülü patlayıcıyı bulabilen drone yaptı.
Ziyaret sırasında sohbet ettiğim 9 yaşındaki delikanlı, aracı bluetooth ile kontrol edebilen sistem geliştirmişti.
Hilmi Bey de bu gençlerden çok umutluydu.
Önemli bilgiler verdi;
“2040’ta dünyanın 1 numaralı ekonomisi Çin, 2.si Hindistan, 3.sü ABD, 4.sü Japonya olacak. Eskiden en önemli kaynak petroldü. Artık DATA. Bu sebepledir ki, Stanford Üniversitesi 9 yaşındaki bir çocuğu üniversiteye aldı. Artık bir genci illa liseden sonra üniversiteye almak gerekmeyecek demek ki… Kabuğu kırmamız, yeni dünyayı iyi anlamamız gerekiyor. Önümüzdeki birçok ülke ile yarışıyoruz. Onlar koşuyor, biz de koşuyoruz. Ancak yüksek bir sıçrama ile onların önüne geçeceğiz. 4.0 devriminde çok önde olacağız” diyor.
Haydi bakalım, inşallah!