Yücel Koç

Başbakanımız Binali Yıldırım’la Yunanistan’daydık…
Önce Atina’da resmî temaslar vardı.
Gezinin bizi heyecanlandıran ayağı ise sonrasıydı…
Erdoğan’ın ziyaretinden 13 yıl sonra bir Türk Başbakanı Batı Trakya’ya ayak bastı.
Biz de O’na eşlik ettik.
 
***
 
Biliyorsunuz, Çalışma Bakanımız aslen Batı Trakyalı…
Programı da kendisi organize etmişti.
Atina temasları biter bitmez uçakla Dedeağaç’a geçtik.
Sonra sırasıyla Gümülcine ve çevredeki köylere…
Soydaşlarımız genç-yaşlı sokaklara akmıştı.
Kurcalı köylülerinin, köy meydanında verdikleri iftar, şölen havasındaydı.
Yunan polisinin eskortluk ettiği Başbakan’ı, Kurcalı ‘dombra’ ile karşıladı, ‘dombra’ ile uğurladı.
Bakan Müezzinoğlu’nun köyü Kozlukebir’de de benzer coşku vardı.
Bakan Bey, eşinin yanında hava attı:
-Hanımın bekârken yaşadığı ev şurası. Bizimki de hemen arkası. Eve giderken hep önüme çıkardı. Beni öyle tavladı!
Hanımefendi tebessümle sessiz kaldı. Bilmiyoruz artık, kim kimi ayarttı…
***
 
İki köyde de soydaşlarımızın arasına karıştım, dikkatle onları izledim.
Çok özlediğim bir şeyi fark ettim.
Yaşadıkları zorlukların getirdiği bir avantajdı belki de;
Hiç bozulmamışlardı
Kadınların giyim kuşamları Türkiye’de son dönemde patlayan sözde tesettür modellerinden değil, tam olması gerektiği gibiydi.
Herkes bizden farksız Türkçe konuşuyor, duvarlardaki “Satılık” yazılarına kadar her yer buram buram Anadolu kokuyordu.
 
Türkçe demişken…
Kendilerini Türk olarak tanıtmaları yasak malum…
Yunan’a göre onlar sadece Müslüman azınlık…
İçinde ‘Türk’ geçen tabela, dernek yasak…
Lozan’da o topraklarımızı Yunan’a bırakmıştık.
Ah İnönü, ah!
Ömrünü Batı Trakya’da Türk azınlığın haklarını korumak için harcayan,
Oradaki Türklere ‘Türk’ dediği için hapislere atılan,
1995’te, tam da Lozan’ın yıl dönümünde şüpheli bir kazada vefat eden Dr. Sadık Ahmet’in kabrini de görmek nasip oldu.
Dua okuyup, ruhuna bağışladım.
Hülasa…
Batı Trakya’da geçtiğimiz pazartesi sanki bayramdı..
Enerji Bakanımız Berat Albayrak, Ulaştırma Bakanımız Ahmet Arslan da oradaydı.
Neredeyse sahur edecektik…
Ne onlar bizi bırakmak istedi…
Ne de biz onları.
 
///////////
 
Kılıçdaroğlu neyi amaçlıyor?
 
-Öncelikle ana muhalefet lideri olmanın konforuna sahip. Anayasanızı tanımıyorum, kanunlarınızı saymıyorum diyebiliyor. Bütün terör örgütlerini rahatça savunup, propagandalarını yapabiliyor.
-Ona istediğinizi söyleyin, dilediğiniz kadar belgeleriyle yalanlayın, hatta tazminat davaları kazanın, fark etmiyor. O bildiğini okuyor; sürekli aynı şeyleri tekrarlayarak sanırım tabanını ikna ediyor.
-Konu terör suçluları, hatta darbeciler olunca Başbakan’a ‘Derhal serbest bırakılmalı’ mektupları yazarak, açıkça yargıya müdahale istiyor. İsteği yerine gelmeyince “Yargı bağımsız değil, müdahale ediyorlar” diyor.
-Türk halkının mağdura oy verdiğini fark etmiş. Mağdur olmak istiyor!
 
//////////
 
MHP’de arınma dönemi
 
FETÖ, MHP’yi göstere göstere hedefe aldı.
Üç hilalin, ülkücü bıyığının ardına saklanıp amaçlarına ulaşmayı istiyorlardı.
Önlerindeki tek engel, Devlet Bahçeli’ydi.
FETÖ marifetiyle kayyumlar atandı, kripto hâkimler kararlar aldı ve sözde bir kurultay yapıldı.
Bu arada, Bahçeli’ye inanılmaz baskı yapanlar arasında, en yakınındaki bir isim de vardı.
Oktay Vural
Durdu, durdu, son raddede kendini patlattı.
Vural’ın istifasının akabinde, yargı, oyunu bozdu.
Önceki gün de son sözünü söyledi, yaptıkları tüzük kurultayını yok saydı.
Meral Akşener ve avanesi için yeni parti kurmaktan başka yol kalmadı.
Yaygara da şimdiden başladı.
MHP, Bahçeli’nin ‘küçük ama benim’ dediği parti olacakmış.
Göreceğiz bakalım, el mi, bey mi yamanmış…
 
///////////////
 
Biz içerisi ile uğraşırken…
 
 
Sene 2014’de yayınlamışlar bu haritayı.
Biz de bir makalemize konu etmişiz.
Çok öncesinde CNN’in yayınladığı haritayı hatırlatmışız,
‘Bunda bir yanlışlık yok’ diye geri adım atmadıklarını yazmışız.
İngiliz Times gazetesinin, güney sınırımız boyunca bir Kürt devleti kurulmasında anlaşıldığını,
PYD’lilerin ağır silah istediğini yazmışız.
O dönem ABD ne diyordu, hatırlayın…
“Asla doğru değil, safsata, uydurma…”
Şimdi gelinen durum ne?
Adım adım geliyorlar…
Dün yazarımız Batuhan Yaşar kaleme aldı.
Beklendiği üzere amaç; Irak ve Suriye’deki parçaları birleştirmek…
“Barzani ile Türkiye’nin arasını açacaklar” diyor Batuhan.
İsrail de işgal ettiği Golan tepelerini ilhak edecek, toprağını genişletecek.
Yani o da adım adım geliyor…
Sıkı durup, bu tehditlere karşı yek vücut mücadele etmemiz gerekirken, biz neleri konuşuyoruz, içeride nelerle uğraştırılıyoruz?
Her meseleye bir de böyle bakmak gerek…
 
///////////
 
‘Oruç tutma’ diyenlere…
 
Mübarek ramazan aylarında duymaktan en çok nefret ettiğim cümle;
-Oruç bahane mi? Kaldıramıyorsa tutmasın kardeşim…
 
Saçmalığa bak…
Bu cümleyi kuranlar da genellikle oruç tutmayanlar.
Yani, kendisi de tutması gerekirken, Allah’ın emrini yerine getirenlere çemkiren sözde Müslümanlar…
‘Bana ne kardeşim, tutmasın o zaman’ cümlesini duyarsanız, mutlaka cevabını verin.
 
///////////
 
Eğer bir daha yazarsam…
 
Geçen haftalarda troid meselesini yazmıştım malum…
“Ben de mağduruyum” demiştim…
‘Kaç bakanla görüştüm, kimse ne durumu biliyor, ne de bilmeye uğraşıyor’ demiştim.
‘Geçen yıl Sağlık Bakanlığı yüzde 47 gibi korkunç bir rakam verdi, buna nasıl bir şey yapılmaz’ demiştim…
Ve yine kimseden ses çıkmamasına veryansın etmiştim…
Yunanistan’a giderken günlük kullanmam gereken hapı almayı unutmuşum.
Sadece bir gün…
Sıfır uykuyla sabahlayınca, mevzuyu tekrar yazayım dedim.
Yapmayın etmeyin…
Troid hastalıkları hafife alınacak bir şey değil.
Vücudun sigorta sistemi orası…
Cinnet toplumuysak yüzde 47’lik oranın payını araştırın.
Habire hastane, hapishane yapacağınıza, biraz da sebeplere inin…
Yoksa, karar verdim…
Bir daha bu konuyu yazarsam, çok ağır şeyler söyleyeceğim.