Yücel Koç

Farz edin ki havalı olsun diye Fransızcasını yazdım.
Bildiğiniz 29 Ekim resepsiyonundan bahsediyorum.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Külliye’de bir kez daha ülkemizin seçkin isimlerini ağırladı.
11 yaşındaki ‘Rizeli Heidi’ Hamdu Sena…
Zihinsel engelli yeğenine 40 yıldır bakan Pakize…
Otobüste koltuk kirlenmesin diye ayakta giden madenciler…
‘İncir cipsi’ni keşfeden Aydınlı Semra…
Gömülü patlayıcıyı bulan İHA tasarlayan ortaokul öğrencisi Mert…
Hamile eşine kopardığı eriğin parasını ağacın dalına asan minibüsçü Soner gibi…
               ***
Bir de resepsiyonların eski gediklileri vardı.
İş adamları, sanatçılar, siyasetçiler, bizim gibi gazeteci tayfası falan…
Dikkatimi çekti…
Hiçbirinin üzerinde, Hamdu Sena kadar seçkin havası yoktu.
Hamdüsenalar olsun…
               ***
Külliye’yi gerçekten cumhurun evi yapan Erdoğan, yurdun dört bir yanından çağırdığı özel konuklarını resepsiyonun hemen öncesi ağırladı, onlar için güzel hatıralar bıraktı.
Geriye kalanlara ise kalabalıktan omuz sökmeyen salonda ‘merhaba’laşmak, tek kare poz çektirebilmek için kıyasıya mücadele vermek düştü.
Ben de Cumhurbaşkanımızı saran çemberin etrafını şöyle bir dolaştım…
Baktım akıl işi değil, dönüp Başbakanımız Binali Bey ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile selamlaşıp, eş-dost muhabbetine katıldım.
               ***
Hem gezinip, hem de kahvaltıyla avunan midemi yatıştırmak için garson kovalıyordum ki yanımda Ankara Temsilcimiz Batuhan Yaşar belirdi.
“Hadi gel, Cumhurbaşkanımızın yanına gidelim. Gazeteye basılacak fotoğrafımız olsun” dedi.
“Yapma, etme... Koca iş adamları yanaşamıyor” desem de nafile…
TGRT Genel Yayın Yönetmeni Ercan Seki’nin de gazlamasıyla birkaç hamle yaptık ama, ne mümkün…
Cumhurbaşkanının etrafında koruma duvarı, onu saran “Burası milletin evi. Kimi kimden koruyorsunuz? Açın geçeyim” diyen davetli güruhu…
               ***
 
Neyse…
Bizimkiler de ısrarlı mı, ısrarlı…
Azmin elinden bir şey kurtulmuyor…
Batuhan’ın insanüstü çabalarıyla Cumhurbaşkanımızın yanına varıyoruz…
Fakat bu defa da koruma çemberinin içinde ayrı bir mücadele…
               ***
İhlas Medya’nın fotoğraf çekiminde, Cumhurbaşkanının yanında saf tutan bir başka isim…
Çok sevdiğim bir dostum…
Ama başka kurumda…
Garibim, o curcunada ‘İhlas Medya gelsin’i anlamamış olacak ki, Cumhurbaşkanının yanında ‘hazır ol’da…
Önce Cumhurbaşkanının, ona dönüp “Hayırdır, sen Türkiye gazetesine mi transfer oldun?” diye takılması,
Bizim durumu kurtarma esprilerimiz, kahkahalar ve birkaç saniyelik poz verme seremonisi…
Sonrası, “Oh, nihayet” derken asıl büyük şoku yaşayışımız…
               ***
Malum, resepsiyonlara foto muhabiri alınmıyor,
Sadece Cumhurbaşkanlığı ekibi çekim yapabiliyor.
Cep telefonlarımızı da normalde girişte teslim etmemiz gerekiyor…
Her gazeteci gibi, biz de kuralı çiğneyenlerdeniz…
Lakin, bu kadar mücadeleyi verip, etraftakilerden rica ederek cep telefonlarımızla çektirebildiğimiz birkaç kare evlere şenlik…
İçlerinde değil gazeteye basmaya, sosyal medyada bile paylaşacak poz yok…
Tek umudumuz, Cumhurbaşkanlığı fotoğrafçıları…
O birkaç kare de işte böyle…
               ***
Onca emek, artistik poz…
Hepsi hikâye…
Tek kare doğru düzgün fotoğraf çekebilen yok…
Çekilenler de sadece bu kadar…
Ne diyeyim…
Buna da hamdüsenalar olsun…
               ***
İşin latifesi bir yana, bizimki eski alışkanlıklar…
Bu resepsiyonda benim gördüğün, anladığım tek şey şuydu;
Külliye’nin gerçek sahibi Hamdu Sena, Soner, Ali, Veli, Fatma, Ayşe, Pakize…
RECEP Tayyip Erdoğan resepsiyonlarda da çok şeyi değiştirdi, çoook…