Yücel Koç

Bence ağlamaz…
Çünkü, gerçek dava adamları öncelikle “Ben” demez…
“Ben olmazsa olmazım” hiç demez.
Aksine;
“Acaba bu davaya ne kadar lâyığım?
Ben olmazsam daha mı iyi olur?
Bu işi benden iyi yapacaklara engel mi oluyorum?”
diye düşünür.
             ***
Dava adamı, davasına bilerek zaten zarar vermez.
Ama mesuliyeti bu kadarla bitmez…
Bilmeden de zarar vermekten korkmayana dava adamı denmez.
             ***
Ne dediğimi anlamışsınızdır…
Cumhurbaşkanı “Metal yorgunluğu” der demez, bu köşede “Şimdi dava adamlarına düşen görev” yazıları yazmıştık.
Şahsen isterdim ki, teşkilatta ve yerel yönetimlerin başında kim varsa hepsi koşa koşa gidip Erdoğan’a istifa dilekçesini sunsun…
Liderin uygun gördüğü isimler yola devam etsin, diğerlerinin dilekçesi kabul edilsin.
Buna teşebbüs edeni bile duymadım…
             ***

Gözyaşları ile istifa eden Balıkesir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Edip Uğur

Bakın dostlar…
AK Parti ve Erdoğan, sadece Türkiye’ye lâzım değil.
Yeryüzünde elini açmış, bize dua eden milyonları görmüyor musunuz?
Hadi bunu da geçtik, meselemiz sadece Türkiye olsun…
Madem boyunduruğundan kurtulmak için Batı’ya kafa tuttuk…
Artık geri dönüşü olmayan bir yola çıktık…
Bu saatten sonra yaşanabilecek en ufak zaaf, hepimize Eski Türkiye’yi mumla aratacak şartları getirir, anlamıyor musunuz?
7 Haziran 2015 seçimlerinde bunun provasını yaşamadık mı?
Bir anda Türkiye’nin üzerine nasıl çullandıklarını görmedik mi?
Türkiye’yi fiilen bölmek için, şehirlerimizin işgal edildiğini tecrübe etmedik mi?
Devletimizin yetkilileri açık açık “Şehirlerimiz işgal edilmişti. Kendi şehirlerimizi kurtarıp geri aldık” demedi mi?
Nitekim öyleydi…
Baktılar hendek-çukur olmuyor, FETÖ üzerinden bizim tankımızı uçaklarımızı kullanarak göstere göstere Türkiye’yi işgale girişmediler mi?
Hepimizin gözleri önünde oldu bunlar…
Aklını, ruhunu PKK’ya, FETÖ’ye, DHKP-C’ye, DEAŞ’a kaptıranların ihanetleriyle çarpışa çarpışa bugünlere gelmedik mi?
             ***
O yüzden…
Bugün kimsenin ağlamasına sızlamasına bakılacak zaman değil…
Diyeceksiniz ki, ‘Görevi bırakan Balıkesir Belediye Başkanı ailesiyle tehdit edildiğini’ söylüyor, o yüzden ağladı.
Peki bunun açıklanacağı yer, istifa toplantısı mıydı?
Gerçek dava adamı böyle mi yapardı, yoksa onu kim tehdit ettiyse hepsiyle tek tek parti içinde, daha da olmadı kanun önünde mi hesaplaşırdı?
Bakıyoruz, ne Cumhurbaşkanının, ne de Başbakanın böyle bir tehditten haberi var…
Şayet birisi böyle bir şey yaptıysa, hesaplaşmanın yolu-yöntemi bu mu olmalıydı?
             ***
Bakın, hepimiz hayatımızda belli görevlere geliyoruz, sonra da gidiyoruz.
Amma kendi isteğimizle, amma bize görev verenin kararıyla…
Ağlamak şöyle dursun, çoğu zaman ‘mesuliyetinden kurtulduk’ diye seviniyoruz.
Hayat inişli-çıkışlı bir yol değil midir zaten…
Veren, bir gün alır da…
Ne var bunda?
Koltuğa yapışıp, bırakmamak için direnmek niye…
             ***
Buradan gelecek soruyu da biliyorum?
“Ona görevi veren halk… O seçti” diyeceksiniz.
Peki o başkan, görevde kalarak vereceği zararın faturasını lider ve partiye de ödetecekse…
Onları da geçtim, sonuçları bütün Türkiye’nin zararına dönüşecekse buna göz mü yumulmalı, bugünden tedbir mi alınmalı?
             ***
Hadi ortalıkta dolaşan bir başka soruya geçelim...
Gökçek dedi ya; Liderimle aramızı açanlara hakkımı helal etmiyorum.
“Ya Erdoğan’ı etrafındaki birileri yanıltıyorsa?”

Diyelim ki öyle…
Çaresi ne?
Derdini lidere anlatıp, olmuyorsa geri çekilip gerçeklerin er-geç görülmesini beklemek mi?..
Yoksa bunu ulu orta konuşup, kaderi sadece Türkiye ile değil, neredeyse bütün İslam coğrafyasıyla bütünleşmiş bir partiye zarar vermek mi?
             ***
Onu bunu bilmem…
Ama benim gördüğüm, Cumhurbaşkanı’nın da görüp önünü almaya çalıştığını düşündüğüm bir şey var…
Her seçimde AK Parti’ye oy veren seçmen bu defa fazlaca öfkeli…
Özellikle de yerel yönetimlerde dönen filmlerden…
Ve bu kızgın seçmen, AK Parti’ye ağır bir ders vermeye odaklanabilir.
Erdoğan bunu gördüğü için, ‘halk hesap sormadan ben sorayım’ diyor olabilir.
‘Millete hesap veren’ asıl kişi olarak, bırakın da işini yapsın.
Türkiye’nin yeni bir 7 Haziran krizi yaşama riski varsa, bırakın da önünü alsın.
Bu, sizin koltuklarınızı kaybetmenizden çok daha önemli değil mi?

 

                Bu filme ‘dur’ demek gerek…

Son zamanlarda sıkça şikâyet aldığımız konu…
“Sesimizi niye duyurmuyorsunuz?” tepkileri…
Yürürlüğe giren, araçlarda cam film yasağından bahsediyorum.
Yüce devletimiz, bir yılda üç kez fikir değiştirmiş.
Bir serbest bırakmış, bir yasaklamış…
Son kararı; araçlarda asla film olmayacak…
Yakalanana ceza, 450 lira…
Şimdi vatandaş haklı olarak soruyor;
“Madem yasaklayacaktınız, niye serbest bıraktınız?
Devlet ‘serbest’ dedi diye 500 liraya film kaplattım, şimdi en az 200 lira verip, geri söktürmem gerekiyor.
Kimi zengin etmeye çalışıyorsunuz?”
             ***
Söylesenize, vatandaş haksız mı?
Eskiden bu yasak hiç değilse şoför mahalli için uygulanırdı.
Arkada da 3 numara koyu film üzerine ceza yazılıyordu, şimdi hepsine…
Madem şikâyetiniz aracın içinin görünmemesi ve güvenlik riski oluşturması meselesi…
O zaman hiç değilse yine numara sınırı koysaydınız…
Madem tamamen şeffaflık istiyorsunuz, araçlardaki fabrika çıkışı renkli camlara ne yapacaksınız?
Onu da geçtim, orta ve üst sınıf birçok araçta perde var…
Bu perdeyi kullansa ona da mı ceza yazacaksınız?
Velhasıl…
Yasakçı kafa ile her zaman problem vardır.

 


Aklıma takıldı

  • Yerli otomobil 2021’de yollarda olacak. Yerli otoya sadece vatandaş mı binecek, yoksa makam araçları da Mercedes ve Audi yerine, yerli mi olacak?
  • Vatandaşa ucuz et yedirmek için iki market zinciri ile anlaşıldı, reyonlar kurulmaya başlandı. İyi kıymayı 50 liraya kadar yükselten et mafyası bakalım şimdi ne yapacak?
  • Türkiye’de dolandırıcılık olayları mı arttı, bana mı öyle geliyor… Ajanslardan her gün onlarca benzer haberin gelmesi normal mi?
  • Olimpiyat Stadı rüzgâr yüzünden atıl kaldı. İstanbul’un canına okuyan dikey mimari, rantı yüksek Bakırköy sahil yoluna değil de Olimpiyat Stadı’na uygulansa daha iyi olmaz mı?

Yaani…

Turkcell, yeni bir hizmet başlattı malumunuz…
Adı; Yaani…
Google’ın yerli ve millîsi…
Şimdilik masaüstü bilgisayarlarda değil…
Mobil cihazlara uygulamasını indirip kullanabiliyoruz.
Ben denedim, müthiş…
Sayfaları otomatik yükleme gibi ufak-tefek birkaç farklılığı olsa da, Google’ı aratmıyor.
Her şeyden önce, ülkemin malı…
Ne demişler…
Yerli malı, yurdun malı...