Yücel Koç

Mevzuya girmeden, azıcık eskiye gidelim.
Bu memleketin en ‘aydınlık’, en ‘çağdaş’, yüzde 25’lik kesiminin oy verdiği lidere hakkını teslim edelim.
Çıtayı hiç düşürmediğine göre, adam başarılı kardeşim.
             ***
Peki nasıl başardı bunu?
AK Parti’nin sekteye uğradığı, istikrar çıkmayınca terörün azdığı 7 Haziran seçimleri öncesine bakalım mesela…
Dedi ki;
  • Beştepe’deki yeni sarayda klozetler bile altın…
  • Yemek yedikleri masalar milyonlara mal oldu…
  • Seçimi kazanırsam, o sarayı ODTÜ’ye vereceğim. (Şimdi aynısını İYİ Parti söylüyor.)
             ***
Oysa ortada ne altın tuvalet vardı ne de milyonlar harcanan masalar…
Doğu’da-Batı’da, hangi ülkeye gitseniz daha kralı vardı ama, yeni Cumhurbaşkanlığı binası için uydurulan masallar tuttu.
En azından okumuş, aydın (!) CHP seçmeni üzerinde…
Kılıçdaroğlu oy oranını korudu.
HDP’ye de barajı geçirterek, terörü kudurttu.
Sonuç alındığına göre, gerisinin önemi yoktu.
Tek hesaba katamadıkları, Erdoğan’ın ülkeyi 5 ay sonra yeniden sandığa götürmesi oldu.
Hepsinin planı tersine döndü.
             ***
Erdoğan’ı deviremediklerine göre, demek ki bir şeyleri eksik yapmışlardı…
Kılıçdaroğlu ve CHP, 16 Nisan referandumuna daha iyi hazırlandı.
Çok daha fazlası yapılmalıydı…
Öyle de oldu…
  • Muhtarlara gitti, ‘Başkanlık gelirse ertesi gün bugün muhtarlıklar kapatılabilir’ dedi.
  • Lokantacıya gitti, ‘Referandumdan hemen sonra bütün lokantalara kilit vurabilir’ dedi.
  • Minibüsçüye gitti, ‘Hepiniz bir gün sonra ekmeğinizden olabilirsiniz’ dedi.
Yetmedi…
‘Evet’ çıkarsa Başbakanlık diye bir şey kalmayacağını sokaktaki çocuk bile biliyordu...
Kılıçdaroğlu sıraladı;
  • Yeni sistemde Cumhurbaşkanı ile Başbakan farklı partilerden olursa kaos çıkar.
  • Demokrasi askıya alınacak.
  • Türkiye Büyük Millet Meclisi kapanacak.
  • İstediği zaman Meclis’i feshedebilir, diktatörlük gelir.
  • Açık ve net söylüyorum; Hiç kimsenin can ve mal güvenliği olmayacak.
  • Rejim değişecek, krallık gibi bir şey olacak. Demokrasi kalmayacak.
  • Başkan isterse devlet kurumlarını bölgelere ayıracak, ülkeyi bölebilecek.
  • Evet çıktığı gün 3 milyon Suriyeliye vatandaşlık verilecek.
  • Almanya, Fransa, Hollanda gibi değil; Kuzey Kore, Uganda gibi bir ülke olacağız. (Bu arada Almanya ve Hollanda aylardır koalisyon belasıyla uğraşıyor)
  • 18 yaş, bu beyefendilerin çocukları için getirildi. Çocukları iki yıl milletvekili olacak, ömür boyu askerlikten kurtulacak, iki yılın sonunda da emeklilik hakkı kazanacak.
             ***
Hepsini hatırladınız, değil mi…
Bu beyefendi, 2019 antrenmanına erken başladı…
Şimdi diyor ki; SSK’yı ben batırmadım, Erdoğan batırdı.
Savaş Ay’a yaptığı itirafları, SSK’ya doldurduğu PKK sempatizanlarını, ilaç yolsuzluklarını, sahte reçete vurgunlarını es geçiyorum.
Kendisini SSK’nın başına getiren kişinin, Mehmet Moğultay olduğunu da…
O Moğultay ki, Adalet Bakanlığı’na 5 bin kadro alınca, terör örgütü yandaşlarını kamuya doldurmakla suçlanmış,
Verdiği cevap ise “Doğu’dan, Güneydoğu’dan gelen insanlar işsiz mi kalsın?
Bu kadroları örgütüme vermeyip de milliyetçilere mi verseydim?
Seyfi Oktay ve benim dönemimde iki bin hakim aldık.
Yaptığım suçsa işlemeye devam edeceğim.
Makamı da terk etmeyeceğim” olmuştu.
             ***
İşte bu Moğultay’ın prensi olarak yıldızı parlayan Kılıçdaroğlu…
  • SSK hastanelerinde geceden girilen kuyruk çilelerini,
  • Hastane eczanesinden ilaç alabilmek için verilen mücadeleleri,
  • Köhnemiş hastanelerde yapılan ameliyat skandallarını,
  • Yatak olmadığı için bahçede battaniye üstünde tedavi gören hastaları,
  • Her kış köyden tahta kızaklarla taşınırken yolda ölen garibanları,
  • Ambulans rezaletlerini,
  • Eczaneden sadece parası olanların ilaç alabildiği günleri unuttuğumuzu sanıyor belli ki…
             ***
“Asla AK Parti’ye laf edemez” dediğimiz bir tek sağlık kalmıştı, Kılıçdaroğlu onu da yaptı.
Bana sorarsanız, onun bahsettiği SSK ile bugünkü SGK’yı mukayese etmek bile abesle iştigal ama…
Seçmenin ilerici, aydın ve çağdaş olanlarına güveniyor demek ki…
Şimdi merak ettiğim;
Sözde aydın takımının da çıkıp “SSK eskiden ne güzeldi” deyip demeyecekleri…
 
 
             Bu gidiş hayra alamet değil
 
Gezi’nin hemen öncesi…
O dönem Başbakan olan Erdoğan, Beyaz Saray ziyaretinde…
Hani şu ‘kırmızı oda’ görüşmesinin yapıldığı ve ‘Gazze’ye ziyaret’ restinin çekildiği…
Orada Obama, şemsiye altında ortak açıklama yaparken, şuna benzer bir şey demişti;
  • “Türkiye coğrafi olarak çok stratejik bir noktada. O yüzden hareketli bir ülke… Belki Türkler bundan memnun değil ama, bununla yaşamak zorunda…”
             ***
Dediği çıktı, 10-15 gün sonra Gezi patladı.
ABD, Erdoğan’ı deviremeyince Mısır karıştı…
Darbeci Sisi, ilk iş olarak Erdoğan’ın Gazze’ye gitmeyi planladığı Refah sınır kapısını kapattı.
             ***
Peşine 17/25 Aralık…
O da olmayınca 15 Temmuz…
Hem silah, hem medya gücünü kullanarak…
FETÖ, PKK, HDP, CHP içeriden…
Batı, tüm gücüyle dışarıdan saldırdı.
Suriye, Irak, Katar üzerinden abluka baskısı…
Rusya, İran, Ermenistan üzerinden yalnızlaştırma politikası…
Ne yaptılarsa olmadı.
             ***
Taşeronlarla amacına ulaşamayan ABD, yeni süreci başlattı.
17/25 Aralık’ta FETÖ’nün başaramadığı operasyon için artık bizzat devrede.
O dönem FETÖ’nün uydurduğu belgeler, terör medyasının ve siyasi partilerdeki sözcülerinin “Türkiye DEAŞ’a yardım ediyor” yalanları zaten bugünler içindi…
İlk hamleyi, 27 Kasım’da Reza Zarrab ve Halkbank üzerinden yapacaklar.
FETÖ ile iş birliği artık açık hâle gelen savcıları, kendilerince altyapıyı hazırlamış.
Türkiye’yi, İran’a ambargoyu delmekle suçlamanın peşindeler…
İçimizdeki malum çevreler de şimdi bunun goygoyunda…
             ***
Oysa hiçbiri şundan bahsetmiyor;
İran’a ambargo varsa ülkede bunca yıldır Batı ürünleri nasıl kullanılıyor?
Otomobilinden uçağına, elektronik ürünlerinden gıda ve tekstile kadar hem de…
             ***
Onu bunu bilmem…
Türkiye bu operasyonu zaten bekliyordu ve illâ ki hazırlıklı…
Tuhaf olan, ‘Türkiye ABD’de yargılanacak’ diye zil takıp oynayanların, ABD’nin, Rakka’da DEAŞ’lıları göz göre göre başka yerlere taşımasına tek kelime etmemesi…
Ne kadar acı, değil mi?
Bir gün ABD doğrudan Türkiye’ye saldırsa bunların tarafı belli demek ki…
 
 
 
               Bu hiç olmadı….
 
  • Tokat’ta bir liseye şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin adı verilince, malum çevreler “O Mustafa Kemal’e idam fetvası vermişti” diye ortalığı ayağa kaldırdı. Tabela alelacele indirildi, isim değiştirildi. Tarihçiler, bu bilginin yanlış olduğunu anlattı ama, yapan yaptığıyla kaldı.
  • Diriliş Ertuğrul’da ‘öldü’ sanılan Ertuğrul’un obasına dönüş sahnesindeki ruhsuzluk diziye hiç yakışmadı.
 
 
 
              İstanbul’da motosikletler uçuyor
 
Spor kanallarında ya da belgesellerde bolca izlemişliğimiz vardır…
Kapalı salonda yerden metrelerce yükselen motosikletler,
Taklalar atıp, havadaki motosiklete tekrar tutunan pilotlar…
Türkiye’de ilk defa böyle bir heyecan yaşanıyor.
Dün İstanbul Ataköy’de başladı.
Salona Silivri’den 600 tır özel toprak taşındı,
250 kişilik ekip 20 gün çalıştı,
Ve ilk Super Kros Şampiyonası şovu dün yapıldı.
Kaçırdıysanız üzülmeyin, haftaya cumartesi de gösteri var.