Yücel Koç

Oylar çalındı, satır kaydırıldı, şöyle oldu, böyle oldu, her ne olduysa oldu.
Sonuçta AK Parti, Binali Yıldırım gibi bir adayla bile İstanbul’u açık ara farkla kazanamadı.
Bakın, henüz sayım devam ettiği için ‘alamadı’ demiyorum, az farkla kazanabilir.
Neden ‘açık ara alamadığını’ sorguluyorum.
Hem Cumhurbaşkanımızın, hem Binali Bey’in İstanbul’a çok büyük hizmetlerinin karşılığı bu mu olmalıydı?
CHP ortaya daha iyi projeler mi koymuştu ki, seçmen bıçak sırtında bıraktı!
Üstelik, CHP ya da Millet İttifakı adına bir tek büyük miting bile yapılmamışken…
Süslü laflar dışında geleceğe yönelik hiçbir proje vadetmeyenler neden ve neyin karşılığında ödüllendirildi?
               ***
Seçmene kızılmaz, nerede yanlış yapıldığına veya neyin eksik bırakıldığına bakılır.
Yeniden sayımda az farkla Binali Bey kazansa dahi, bu tablo AK Parti’nin karşılaştığı problemi ortadan kaldırmaz.
Geçen sene bir TV programında, “Belediye Meclis üyesi, Cumhurbaşkanımızla aynı araca biniyor, bununla vatandaşın arasında dolaşarak caka satıyorsa sıkıntı büyük” demiştim.
Günler sonra ilçe teşkilatında görev yapan biriyle tanıştım.
“Söylediğin şeyler doğru ama, sivri gidiyorsun. Bunu yapma, sana düşman olurlar. Benden dost tavsiyesi” dedi.
Huylu huyundan vazgeçer mi?
Gördüklerimi, duyduklarımı üslubunca anlatmayı sürdürdüm.
Aklımız yettiğince, CHP-HDP ittifakının yapabileceklerini de…
Şimdi birileri kalkıp “Sen de mi?” demesin diye, tarihleri ile birlikte bazı örnekleri aktarıyorum ki, samimiyetimiz sorgulanmasın.
Zaten aynı şeyleri yeniden yazmaya da gerek yok.
Buyurun;
 
 
10.08.2017
 
Dava adamları şimdi belli olacak
 
Hatırlar mısınız, bu köşedeki ilk yazımda, “AK Parti’nin işi şimdi daha zor.
Vatandaş artık Reis’i iktidara taşımak için milletvekillerine ‘Aman zayıf düşmesin’ diye belediye başkanına da oy vermek zorunda değil.
AK Parti’yi babanızın malı, devleti çiftlik görmeyin,
Hem dava adamlığından bahsedip, hem de ihale peşinde koşmayın.
Dünyalık için ona vereceğiniz zararın vebalini düşünün” demiştim.
Cumhurbaşkanı, çok daha fazlasını söyledi.
               ***
Uyarılarına ‘metal yorgunluğu’ ile başlayan Erdoğan’ın şu tespitleri çok önemliydi;
  • Asıl imtihanımız 2019 seçimleri. Kararlıyım, teşkilatlarda kapsamlı değişiklik yapılacak.
  • Birinin ‘ben belediye başkanıyım, bakanım’ diye havasından geçilmiyorsa yandık. Bencillik batağında çırpınan defolu kişilerle mücadele yürütemeyiz.
  • Davası olmayan, bulunduğu yerde milleti kucaklamayan hiç kimse AK Parti’de yöneticilik yapamaz.
               ***
“Millet, bazı milletvekillerine, yerel yöneticilere çok tepkili.
7 Haziran seçimleri, 16 Nisan referandumu bu tepkinin yansımasıydı” sözünü çok işittim.
Hatta, “Erdoğan yeni parti kursun. Nasılsa yüzde 51 oyu kendisi alıyor” yorumlarını da…
Bunlar, AK Parti’ye gönlünü koymuş, her seçimde sandığa koşup oy vermiş tabandan gelen tepkiler…
Belli ki tabandan yükselen bu sesler, Sayın Cumhurbaşkanı’na da fazlasıyla gitmiş.
Gerçek dava adamlarına düşen; “Ben” demeyi bırakıp, istifayı Genel Başkan’ın önüne koymak.
Hacı Bayram-ı Veli Hazretlerinin kurduğu çadır gibi…
Bakalım çadıra kaç kişi girebilecek?
               ***
 
05.11.2017
 
Dava adamı koltuk için ağlar mı?
 
Ne dediğimi anlamışsınızdır…
Cumhurbaşkanı “Metal yorgunluğu” der demez, bu köşede “Şimdi dava adamlarına düşen görev” yazıları yazmıştık.
Şahsen isterdim ki, teşkilatta ve yerel yönetimlerin başında kim varsa hepsi koşa koşa gidip Erdoğan’a istifa dilekçesini sunsun…
Liderin uygun gördüğü isimler yola devam etsin, diğerlerinin dilekçesi kabul edilsin.
Buna teşebbüs edeni bile duymadım…
               ***
Bakın dostlar…
AK Parti ve Erdoğan, sadece Türkiye’ye lâzım değil.
Yeryüzünde elini açmış, bize dua eden milyonları görmüyor musunuz?
Hadi bunu da geçtik, meselemiz sadece Türkiye olsun…
Madem boyunduruğundan kurtulmak için Batı’ya kafa tuttuk…
Artık geri dönüşü olmayan bir yola çıktık…
Bu saatten sonra yaşanabilecek en ufak zaaf, hepimize Eski Türkiye’yi mumla aratacak şartları getirir, anlamıyor musunuz?
               ***
Onu bunu bilmem…
Ama benim gördüğüm, Cumhurbaşkanı’nın da görüp önünü almaya çalıştığını düşündüğüm bir şey var…
Her seçimde AK Parti’ye oy veren seçmen bu defa fazlaca öfkeli…
Özellikle de yerel yönetimlerde dönen filmlerden…
Ve bu kızgın seçmen, AK Parti’ye ağır bir ders vermeye odaklanabilir.
Erdoğan bunu gördüğü için, ‘halk hesap sormadan ben sorayım’ diyor olabilir.
‘Millete hesap veren’ asıl kişi olarak, bırakın da işini yapsın.
Türkiye’nin yeni bir 7 Haziran krizi yaşama riski varsa, bırakın da önünü alsın.
Bu, sizin koltuklarınızı kaybetmenizden çok daha önemli değil mi?
               ***
 
03.12.2017
 
AK Parti’yi dışarıdan kimse yıkamaz, siz içeriye bakın
 
Yalancı çobana dönen Kılıçdaroğlu’nun ne dediği, ne gösterdiğinin de artık anlamı kalmadı.
Bundan sonrası CHP’lilerin bileceği iş…
Fakaaat!
Asıl vazife, AK Partililere düşüyor.
Şunu artık çok iyi anlamış olmaları lazım ki, vatandaş her şeyi görüyor, biliyor.
Dışarıdan hiçbir güce, kendisinin iktidara getirdiği Erdoğan’ı ve hükûmeti yedirmiyor…
“Ceza kesilecekse, onu ben keserim” diyor.
Umarım bu hadiseler, devletin bütün kademelerinde, teşkilatlarda ve yerel yönetimlerde, "Beyefendi böyle istiyor" diye iş çevirenlerin kulağına bu defa küpe olmuştur.
 
               ***
 
15.11.2018
 
AK Parti için en zor seçim...
 
Sahanın nabzını tutmak için her hafta birkaç bölgeyi ziyaret ediyorum.
En sık duyduğum cümle bu...
Elbette ki daha önceki mahallî seçimler de zordu ancak, o dönem malum gündem FETÖ’ye yoğunlaşmıştı.
Örgütle hesaplaşmaya dönüşmüştü hatta...
Mart 2014’te seçim kazanmak bugünden çok daha kolaydı anlayacağınız...
Peki, şimdi problem ne?
En önemlisi, vatandaşın verdiği gücün ‘emanet’ olduğunun unutulması ve kötüye kullanılması...
Yani, AK Partililerin şımarması...
“Nasıl olsa bize oy vermek zorunda” kafasındaki tiplerin hem kendini, hem çevresindekileri kalkındırma fütursuzluğu da cabası...
İşini yaptırmak için önce birilerini ‘görmek’ durumunda kalan vatandaşın oy verdiğine pişman edilmesi...
Hizmet etmeyip yan gelip yatanları sayıları az olduğu için saymıyorum bile.
               ***
Vatandaşın bu durumlara öfkesini herkesten önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan fark ettiği için, önce “Metal yorgunluğu” dedi, ardından müdahaleler geldi.
Siyasi bir deha olan Sayın Cumhurbaşkanı, partisini vatandaştan önce dövdü ki, sandıkta bunu seçmen yapmasın.
Şahsen sahada gözlemim şudur:
Parti içinde öyle ayak oyunları var ki, emin olun bir AK Partilinin bir başka AK Partiliye yaptığını bin CHP’li bir araya gelse yapamaz.
AK Parti Genel Merkezi, bu türden ayak oyunlarına çok dikkat etmeli...
Evet, değişim olmalı fakat gecesini gündüzüne katarak çalışanlar küstürülmemeli, iyiler harcanmamalı...
Siyaset zor iş, zor...
 
               ***
07.10.2018
 
Ey ruh, neredesin?
 
Geçenlerde bir dostum aradı…
“Abi n’olur yaz” dedi…
Söylediği şey şuydu;
“AK Parti’yi ve AK Partilileri ilk beş yıldaki gibi görmek istiyoruz.
Nereye gitti o ruh?”
Söyleyeyim…
               ***
Bize has bir özellik midir, yoksa her millette mi böyledir, bilmiyorum ama…
Yoklukta kazanıp, varlıkta kaybetmek gibi bir hasletimiz var.
Sebebi…
Varlıkla imtihanın, yoklukla imtihandan daha zor oluşu...
               ***
Para ve makam beraberinde yozlaşmayı da getiriyor maalesef…
Dünyalık fırsatlara karşı çizgiyi bozmamak, büyük yiğitlik istiyor…
Hele bir de ‘yoklukta omuz omuza’ mücadele edenler arasında rekabet başlayıp, iş kavgaya dönüşünce…
İmtihan çok daha çetin hâle geliyor.
               ***
Problemi anladık da, çözüm ne diye soracak olursanız eğer…
Tek başlıkta özetlerim;
‘Dava adamı’ olmak…
 
               ***
25.11.2018
 
AK Parti için sandıkta risk azaldı mı?
 
Şahsen, AK Parti’nin İzmir’i MHP’ye bırakmasını beklerdim.
Çünkü Binali Yıldırım’la bile alınamayan İzmir, bugün ismi geçen Denizlili eski ekonomi bakanı Nihat Zeybekci ile kazanılabilir mi?
Zeybekçi, sıcak diyaloglarıyla ön yargıları kırabilir ama, CHP’nin kemikleşmiş oyunu çözmek hayli zor.
Bana kalsa, yine de MHP derdim.
Çünkü Ege, MHP ile CHP arasında oy geçişkenliği olan bir bölge…
Her kesimden oy alabilecek bir MHP adayına yüklenmek, İzmir’i CHP’nin hizmet üretemeyen girdabından kurtarmak için daha iyi bir fırsat olabilirdi.
Dilerim yanılan ben olurum.
Ordu’da Hilmi Güler, Düzce’de Faruk Özlü ile sandık garantiye alındı.
 
               ***
13.09.2018
 
Vatansever solcularla kucaklaşabilecek miyiz?
 
Bu konuya kafa yoran ve samimi özeleştiriler yapan iş adamı Cengiz Aktürk’le uzunca bir sohbetimiz oldu geçenlerde.
Bilmeyenler için anlatayım…
Cengiz Aktürk, FETÖ’nün 17/25 Aralık kumpası mağdurlarından…
Önemle altını çizdiğim cümleleri şöyle Cengiz Aktürk’ün;
- Türkiye’nin bekası için, AK Parti’yi destekleyenler ve muhafazakâr kesim olarak; vatanını seven ulusalcılara ihtiyacımız var.
- Böyle bir dönemde; asgari müşterekte buluşmamız şart. Bu da vatanımız, milletimiz, bayrağımız ve devletimizdir.
- Yaşadığımız bunca tecrübeden sonra ön yargıları kaldırmalı, daha fazla öz eleştiri yapmalı ve birbirimizi anlamalıyız.
“Sen şunu yaptın” diye karşılıklı suçlamalarla varacağımız bir yer yok… Çünkü hepimiz bir sürü yanlış yaptık.
12 Eylül öncesi komünistler asker-polis düşmanı oldu. Bizi de buraya sürüklemek istediler. Bu savrulmalar kesinlikle küreselcilere yaradı. Hem soldan, hem sağdan insan lojistiği sağladılar.
- Artık bu savrulmalara bir son vermeliyiz. Bugüne kadar ötekileştirdiklerimize de bu devletin sahibi olduklarını hissettirmeliyiz.
“Ben bu ülkenin komünistiyim, bu ülkenin Kürt’üyüm, bu ülkenin Ermeni’siyim” diyen kim varsa… Her ne ise… Kendini bu ülkenin parçası kabul eden herkesle yeni bir yol haritası çıkaralım, geçmişe sünger çekelim.
- 15 Temmuz gecesi Taksim’de alkollü vatandaşlar devleti savunuyorsa bunlarla neden kucaklaşmayalım!
- Peygamber Efendimizin devlet yönetim biçimini iyi okumalı ve anlamalıyız.
- Bizim kesim de anlamalı ki, artık tehdit Ebu Cehiller değil, Abdullah ibn-i Selul gibi içimizdeki münafıklardır.
 
               ***
 
05.07.2018
 
Erdoğan yüzde 52 oy alıyorsa, eğitim şart!
 
Akademisyen okurum, seçimi yorumlamış.
Erdoğan’ın yüzde 52 oy almasının, toplumun eğitim problemi olduğunu söylüyor, endişelerini aktarıyor.
‘Normalde daha yüksek oy alması gerekirken, neden alamadığını’ sorguluyor mektubunda.
Hocamız tehlike sinyallerine dikkat çekiyor. Değerlendirmesi bire bir şöyle;
               ***
“16 yıldır böyle bir eğitim sisteminde ancak CHP'ye oy veren gençlik yetiştirilmiştir.
Seçim sonuçları bunu gösteriyor.
Dünyanın neredeyse en başarılı, en karizmatik, en çalışkan ve ümmetin derdiyle dertlenen lideri Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’yi aldığı yerden getirdiği yere baktığınız hâlde ancak %52-53 bandında oy alabiliyorsa ve bir de partisinin oyu kendi oyundan %10 daha az ise bizi ak değil, kara günler bekliyor demektir.
Neden mi?
Sadece liderin başarısı ile ancak bu kadar oluyor.
Erdoğan’ın başarısı kişisel, CHP’nin başarısı kurumsaldır.
Demek ki seçmenler, CHP’nin adayının kim olduğuna bakmıyor, bakmaya ihtiyaç bile duymuyor.
Neden mi? 
Çocuğunuz, ilkokul birinci sınıfa kaydettirdiğiniz günden üniversiteyi bitirdiği güne kadar potansiyel CHP’li olarak yetiştiriliyor.
Allah aşkına ilkokul, ortaokul, lise kitaplarına bir bakın!
Bu eğitim sistemi ve bu müfredat ile bırakın dindar olmayı, milliyetçi bile olamazsınız.
Siz ey iktidar partisi!
Öncelikle -şakşakçılarla, tanıdığınız olanlarla, gücü ve parası yetip makamınıza ulaşabilenlerle değil- doğru adamlarla bir üst akıl oluşturun.
Elinize şu ülkede okutulan kitapları alın ve baştan sona okuyun.
Bakın bakalım 16 yıldır bu milletin çocuklarına ne öğretiyorsunuz!
Sonra da bir düşünün ve aldığınız bu oya yatıp kalkıp şükredin.
               ***
Eğer Recep Tayyip Erdoğan olmasa, Allah gecinden versin, -ki o da bir fânidir ve bir gün emanetini teslim edecektir- gelecek günler bu gafletle, bu dalaletle karanlık görünüyor.
Bu son fırsattır, bu fırsatı iyi değerlendirin.
Yoksa Filistinliler gibi sadece yeni bir Selahaddin-i Eyyubî bekler durursunuz.
DOST ACI SÖYLER.
Vesselam.”
 
               ***
17.06.2018
 
Ayıp oluyor AK Parti
 
15 Temmuz’un hemen ardından yapılsa en az yüzde 70 kabul görecek yeni Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, 16 Nisan referandumunda nasıl oldu da yüzde 51’de kaldı.
1 Kasım 2015’teki son genel seçimlerde AK Parti’nin yüzde 49.5, MHP’nin yüzde 11.9 oyu vardı.
Toplarsak yüzde 60…
Bu insanlar neye kızdı, nereye gitti?
Hem de gidecekleri partiler Türkiye’nin düşmanlarına, PKK ve FETÖ’ye UMUT OLMUŞKEN
Canımızla, kanımızla mücadele verdiğimiz örgütlerin gırtlağına basıp, tam işlerini bitirecekken…
En az yüzde 58’ler, 60’ları konuşmamız gerekirken…
Kim ne etti de, rakam anketlerde 51-52’lere indi?
 
               ***
 
30.03.2019

AK Parti içindeki AKP’liler
 
Şu seçim sürecinde öyle şeyler geldi ki kulağıma…
Duyduklarıma inanamadım.
Makamı, koltuğu elinden alındığı için AK Parti’ye küsüp, gizlice CHP’nin, zillet ittifakının adayına çalışanları bile duyuyorum.
Duyduğum isimlerin pek çoğu, aynı zamanda seçmenin AK Parti’ye kızgınlığını, küskünlüğünü körüklemiş tipler.
Şayet onları üzmek istiyorsanız sandığa gidin ve AK Parti içinde görünen AKP’lileri cezalandırın.