Yücel Koç

PKK demektir.

PKK demek...

Zulüm demektir.

Yalan demektir.

Düşmanlık demektir.

Kandırma demektir.

Aldatma demektir.

Tehdit demektir.

İhanet demektir.

Kaçırma demektir.

Uyuşturma demektir.

Zehirleme demektir.

Baskın demektir.

Öldürme demektir.

Tecavüz demektir.

Katliam demektir.

Cehalet demektir.

İlkellik demektir.

Dikta demektir.

Saplantı demektir.

Sapıklık demektir.

Dinsizlik demektir.

Taşeronluk demektir.

Vicdansızlık demektir.

Merhametsizlik demektir.

Azgınlık demektir.

Satılmışlık demektir.

Kullanılan demektir.

Kullanan demektir.

Arsızlık demektir.

Yüzsüzlük demektir.

             ***

Söylenemeyecek tek şey var; o da Kürtlerin temsilcisi olduğu.

Hele ki nice büyük âlimler, evliyalar, bilim ve gönül ehli kişiler yetiştirmiş Ehl-i sünnet Kürt kardeşlerimizin.

Pekiiiii....

HDP’nin müttefiki CHP demek, ne demektir?

***********

Suriye düşmanlığının temeli

Meselenin, nedense üzerinde fazla durulmayan bir boyutu var...

Türkiye’de Suriyeli hadisesini en çok kaşıyanların mezhebî kimlikleri...

               ***

Mevzuya umumiyetle şu açıdan bakmanızı tavsiye ederim;

Suriye’de Beşar Esad rejimi, Nusayri...

Suriye’nin sadece yüzde 20’si kadarlar ama, Batılı ağababaları Osmanlıdan kopardıkları toprakların yönetimini onlara vermiş.

(Fark ettiyseniz, hitap ettikleri kesim, Türkiye’de CHP’nin kemik kitlesi kadar.)

Baskıyla, silahla, katliamlarla Şam’ın yönetimini kimseye kaptırmıyorlar.

Fakat Batı, boş durmuyor.

Ara sıra planları değişebiliyor veya yeniden dizayn yapmaları, atadıklarını hizaya çekmeleri gerekebiliyor.

               ***

Doğu Akdeniz’deki zengin doğalgaz ve petrol rezervinin keşfi de bölgemize böyle bir bela getirdi.

Akdeniz’e kıyısı olan bütün ülkeler gibi, Suriye de karıştırıldı.

Hoş, onlar açısından bakılırsa, bir asır gibi süre geçtikten sonra, bölgeye yeniden el atmaları, hâkimiyet alanlarını İsrail’in çıkarlarını da düşünerek tekrar elden geçirmeleri gerekirdi.

Büyük İsrail falan, bunlar boşuna edilmiş laflar değildi.

               ***

Şundan 8-10 yıl evvel ortak bakanlar kurulu yapacak kadar dostluğu ilerletmişken, birdenbire zor bir karar vermek zorunda kaldık...

Çünkü Esad rejimi, tarihin en vahşi katliamlarından birini daha başlatmıştı.

Türkiye’ye sadece iki kötü seçenek kaldı...

Ya Nusayriler dışındaki yüzde 80 halkını, daha doğrusu şundan bir asır önce aynı ülkenin insanları olduğumuz kardeşlerimizi katleden bir zorba ile dostluk zilletine düşecektik...

Ya da buna dur diyecek ve böylece ister istemez karşımıza alacaktık.

Türkiye, elbette ki ikincisini yapacaktı.

Peki, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’si ne yaptı?

O da yapması gerekeni icra etti...

Esad’a gönderdiği heyetleri,

Şam rejiminin “Türkiye El-Kaide’ye yardım ediyor” yalanlarını,

Türkmenlere silah taşıyan MİT Tırına yönelik ihaneti,

Dışişleri ses kaydını nasıl sahiplendiğini hatırlasanıza.

               ***

Bakın, bugün de hem de şu mübarek günlerde, burnumuzun dibindeki İdlib’de öyle bir vahşet yaşanıyor ki, yürekler dayanası değil.

Aklını ve ruhunu, Türkiye dışındaki Batı ya da Doğu güçlerine satanlar veyahut meseleye mezhepçi gözlükle bakanlara göre Suriye’de hiçbir problem yok.

Öyle gözleri dönmüş ki...

Onlara göre çocukların ve kadınların uçaklardan atılan bombalarla katledilmesi,

Kimyasal silahlarla toplu katliamların yapılması (Guta katliamının belgelerini Türkiye BM’ye sundu)

Kitlelerin açlıktan ölüme mahkûm edilmesi onlara göre Esad’ın hakkı.

Neden?

Çünkü Esad, Nusayri.

               ***

Bir insan kurşunla ölmüşse, akrabalarının “En azından işkence görmeden can verdi” diye sevindiği...

Annelerinin gözleri önünde önce çocukların pancar makinelerine atılarak katledildiği,

Annelerine, yavrularının kibrit kutusu kadar çıkan cesetleri gösterildikten sonra, kendilerinin de aynı makinelere atıldığı bir ülkeden bahsediyoruz.

Bu acı notları, bizzat Suriye’den gelenlerden dinlemiş, günlerce gözyaşlarımı tutamamıştım.

Şurada, hemen yanı başımızda oldu bunlar...

Peki, Kemal Kılıçdaroğlu veya herhangi bir CHP yetkilisi 8 yıldır Esad’a yönelik tek cümle etti mi?

Hadi, onu da geçelim.

Esad’a destek veren bir terörist başı var...

Mihraç Ural...

Türk vatandaşı.

Ama o da tamamen mezhepçi sebeplerle Türkiye’ye karşı Esad’ın yanında...

52 vatandaşımızı kaybettiğimiz Reyhanlı katliamını da o düzenledi.

Devletimiz Suriye’de adım adım peşinde...

MİT’in son operasyonunda ağır yaralıydı, yırtmış görünüyor.

Er ya da geç, hesabı sorulacak.

Pekiii...

Türkiye’nin aleyhine her argümanı tepe tepe kullanan CHP’den, bu katil terörist için bugüne kadar tek cümle duyan oldu mu?

               ***

Duymazsınız kardeşim, duymazsınız...

Onlar Esad’ın Türkiye şubesi...

Onlardan sadece, Esad zulmünden kaçanlara düşmanlığı duyarsınız ki, Türkiye’ye sığındılar diye Esad’dan kurtulduklarını zannetmesinler.

Hatta Esad’ın kucağına geri postalansınlar.

Fakat aynı Kemal Kılıçdaroğlu CHP’si, benzer düşmanlığı ve propagandayı PKK için yapmaz...

Hatta onların siyasi koluyla kol kola girer.

Niye?

Yıllardır soruyoruz, henüz bir cevap alamadık.

**************

Emekliye bin TL ne olacak?

Oruçlarımızı tuttuk...

Allah kabul etsin.

Bayram da yaklaştı.

Allah kavuştursun.

Devletimiz de emekliyi bin liralık ikramiye ile sevindirdi.

Allah’ımıza şükürler olsun.

Biz kavuştuğumuz bunca nimetin şükrünü nasıl yapacağız?

Kafama takılan bir şey var, o yüzden açtım mevzuyu.

Emekliye kişi başı ödenen bin liranın devlete maliyeti 12 milyar lira.

Eski parayla 12 katrilyon.

Şu zor zamanda bile bu ödeniyor çok şükür.

12 milyar lira da iki ay kadar sonra, Kurban Bayramı'nda ödenecek.

Bu para ekonomiye mi kazandırılacak, yoksa dolar yapılıp, Hazine’nin zarara uğramasına destek mi sağlanacak?

Söyleyin, şükrünüzü nasıl yapacaksınız?

 

***************

Bize devlet baksın...

 

Türkiye’de işsizlik değil, daha çok iş beğenmemek var.

Bunun belki de en önemli sebebi, üniversiteli oranının artması.

Hiçbir mesleki deneyimi olmadan, sadece üniversite diplomasıyla iş bulabileceğini zanneden gençlik, en önemli meselelerimizden biri.

İkincisi, hazır paraya alışkanlık ve şükürsüzlük.

Biraz daha açayım...

              ***

Devletin ve belediyelerin sosyal yardımları, toplumu tembelliğe alıştırdı sanki.

Hiçbir şey üretmediği hâlde, ‘devlet biraz daha versin’ taleplerini çokça duyar olduk.

Bu gidişat hem ekonomimiz, hem de toplumun ruh sağlığı açısından hiç iyi değil.

İnsan üretmeli ve bunun karşılığını almalı.

Doğanın kanunu bu çünkü...

Hazır paraya dağ dayanmaz, bu gidişat felaketimiz olacak.

Bakın size iki örnek anlatayım, buna göre değerlendirme yapın.

              ***

İsviçre’de 2016 yılında, çalışan ya da çalışmayan bütün yetişkinlere 2500 frank (2500 dolar), çocuklar için de 625 frank maaş ödenmesi için referandum yapıldı.

Teklif büyük tartışmalar neticesinde halkın önüne geldi.

Sonuç n’oldu biliyor musunuz?

İsviçreliler, doğanın kurallarına aykırı bu teklifi ‘ülkelerinin geleceğini korumak’ adına reddetti.

              ***

‘Vatandaşlık maaşı’ projesi 2018 yılında da Finlandiya’da gündeme geldi.

Kamuoyu bu projeye “İşsizliği ve yoksulluğu artırır” diye sıcak bakmadı, proje rafa kalktı.

Yani, ‘bedava peynir sadece tuzakta bulunur’ dediler ve ülkenin o dönem yüzde 9,2 olan işsizlik oranına çare bulmasını istediler.

Peki, şimdi soru şu;

Böyle bir teklif bizde gündeme gelse ve referandum yapılsa sonuç ne olur?

“Ama onlar zaten zengin toplumlar. Halkın ihtiyacı yok, o yüzden reddetmişlerdir” diyebilirsiniz.

İyi de, parası çok olan bile ‘zararlı’ diye reddediyorsa bizim çalışmaya daha çok odaklanmamız gerekmez mi?