Yücel Koç

Başlık, Süleyman Özışık’ın geçen haftaki yazısından…
Aklı ve mantığı bir kenara atan CHP avanesini özetleyen en iyi cümleydi.
Haklılığı, iki adayın çıktığı ama asıl soruların geçiştirildiği programla daha da pekişti.
             ***
Moderatör İsmail Küçükkaya, 31 Mart’ta mağdur edildiğini öne süren CHP adayına şunları hiç sormadı;
  • YSK’ya sunulan hileli tutanaklar niye hep sizin lehinize?
  • Sandık sonuçlarının yanlış yazıldığı CHP’nin seçim sisteminden bile görülürken nasıl mağdur olabiliyorsunuz?
  • Bunca hile tespit edilmiş, neden “Bütün oylar yeniden sayılsın da kafalarda soru işareti kalmasın” demediniz?
  • Yeniden sayıma itiraz etmediğinizi söylemiştiniz ama, belgesi ve görüntüleri yayınlandı. Niye inkâr ettiniz? Şimdi de ''öyle bir şey demedim” diyorsunuz ama TV yayınında söylemiştiniz. Bu inkâr politikasıyla nereye kadar?
  • Sandıkların yüzde 10’u sayıldığında, diğer adayla aranızdaki fark yarıdan fazla azaldıysa, tamamı yeniden sayıldığında yine kazanabilecek miydiniz?
  • İnkâr ettiğiniz “it” hakareti açık seçik ortadayken, neden hâlâ inkâr ediyorsunuz? “Basit dedim” sözünüzün doğru olmadığı, ortaya çıkan yeni görüntülerle bu kadar aleni iken, neden aynı noktada ısrar ediyorsunuz?
  • Böyle söylemeniz, bugüne kadar kurduğunuz bütün cümleleri çürütmez mi?
  • İlk talimatınız olan ‘veri kopyalama’yı kurum içinde tutacağınızı iddia ediyorsunuz. Oysa veriler zaten yedekliymiş. Dışarıdan birilerini görevlendirmekteki maksadınız nedir?
  • Yarın ola ki Cumhurbaşkanı seçildiniz. Bu defa devletin bütün kaydını yine dışarıdan birilerine kopyalatma talimatı verir misiniz?
  • Canan Kaftancıoğlu belediyede neden eş başkan gibi hareket etti?
             ***
Bunlar gibi daha neler sorulabilirdi Ekrem Bey’e…
Fakat moderatör yapmadı.
Bu mevzuların üzerinde neredeyse hiç durmadı.
Hatta Binali Bey araya girip müdahale edince de sözünü kesmeye çalıştı.
             ***
Peki ne yaptı bunun yerine?
İmamoğlu, AA’nın 31 Mart gecesi veri kesmesini yeniden ısıtınca, dönüp tekrar Binali Bey’e sordu, cevabını tekrarlattı.
Oysa, velev ki İmamoğlu söylediklerinde haklı olsa bile, bunun seçim sonucuna herhangi bir etkisi olmuş muydu?
Nitekim ertesi gün öğle saatlerinde YSK açıklama yaptığında, son verileri yayınlamadı mı?
Yayınladı.
İmamoğlu’nun, burada geçici bir mağduriyet yaşadığını kabul edelim.
Sonrasında ortaya çıkan ve seçim sonucunu doğrudan etkileyen ‘oy çalma’ skandalının belgeleri niye hiç sorulmadı ve programda konuşulmadı?
CHP’lilerin, yeniden sayımı durdurmak için akşam vakti İl Seçim Kurulu hâkimlerini apar topar adliyeye getirttiği görüntüler…
‘Kamikaze dalışı’ yaptıktan sonra emeklilik dilekçesi veren kurul başkanı hâkim Müberra Gürdal üzerindeki şüphelerin üzerinde neden hiç durulmadı?
En azından “Siz mi getirttiniz o hâkimleri?” diye sorulamaz mıydı?
             ***
İşte bunlar, güya tarafsız gazeteciler.
Yayından bir gün sonra öğrendik ki, meğer program öncesi Binali Yıldırım’dan gizli Ekrem İmamoğlu ile buluşmuşlar.
Skandal ortaya çıktığında söyledikleri gibi 2-3 dakika falan değil, 46 dakika aynı otel odasında kalmışlar.
Şimdi, “Bir aradaydık ama, sadece 2-3 dakika konuştuk” yalanına inanmamızı istiyorlar.
             ***
  • Oy çaldıkları belgeleriyle ortaya çıkar, çalmadıklarına inanmamızı beklerler.
  • Yeniden sayımı durdururlar, durdurmadıklarına inanmamızı isterler.
  • Hâkimleri akşam vakti evden apar topar adliyeye getirirler, ‘görüşmedik’ yalanlarına inanmamızı buyururlar.
  • “İt” derler, “Basit”e inanmamızda ısrar ederler.
  • Gizli görüşme yaparlar, sürede yalan söylerler, soru vermediklerine inanmamızı beklerler.
Sonra bunların siyasetçileri, yorumcuları ekranlara çıkar, “Aman canım, ne var bunda!” kıvamında halkın aklıyla alay ederler.
Hatta, ötesine gidip, AK Parti’yi mızıkçılıkla, özel hayatı ihlal etmekle falan suçlamaya kalkarlar.
İş o noktaya geldi ki, neredeyse “Bırakın çalsınlar... N’olmuş yani” diyecekler.
             ***
Şimdi bir an düşünün…
Ya bunların tam aksi olsaydı.
Bunca skandala imza atan Binali Yıldırım ya da AK Parti olsa ve suçüstü yakalansa o zaman neler olurdu?
Süleyman’ın dediği gibi…
Gazozumuza ilaç da atacak mısınız?
 
 
 
****************
 
Yazık oldu Binali Bey’e
 
Şu süreçte Binali Yıldırım’a üzüldüğüm kadar kimseye üzülmedim.
Adamcağız dava adamlığını gösterdi; onca yıl Bakanlık, Başbakanlık, Meclis Başkanlığı yapmış biri olmasına rağmen, geldi İstanbul’a aday oldu.
Yaptığı devasa hizmetleri bir kenara koyuyorum…
Yapacağını açıkladığı devasa projeleri de…
Sırf 15 Temmuz akşamı gösterdiği duruş bile rakibini ezip geçmesine yeterdi.
Nitekim, FETÖ ihanetini Türkiye’ye ilk duyuran ve canı pahasına bu ihanetin karşısında duracağını ilan eden ‘adam gibi adam’dı.
             ***
Teşkilat uyudu, oylar çalındı…
Küskün seçmen Binali Bey’in hiç suçu olmadığı konulardan dolayı sandıktan kaçtı, falan…
Nihayetinde, Binali Yıldırım gibi parlak bir beyin, neşeli ve düzgün bir karakter, ‘binbir ayak oyunuyla doldurulduğunu’ sonradan öğrendiğimiz bir programda, İmamoğlu gibi 15 Temmuz gecesi duruşunu bile sorgulasanız bin türlü soru işareti ile karşılaşacağınız adayla aynı programa çıkmak zorunda kaldı.
Yetmedi, yaşı itibarıyla mümkün olamayan, azıcık aklı olan birisinin dillendirmeyeceği “FETÖ yurtlarında kaldınız mı?” gibi saçma sapan sorulara muhatap oldu.
             ***
Programa iyi ki çıktı, ona sözüm yok…
Sitemim, çıkmak zorunda bırakılmasına…
Neyse ki, tam da beklediğimiz şekilde, yüksek öz güveni, siyasi tecrübesi, parlak geçmişi, hazırcevaplılığı ve sakinliği ile deplasmandan galip çıkmayı bildi.
Ama bana sorarsanız, Binali Bey’in böyle bir programa çıkmak mecburiyetinde kalması bile, ona yapılabilecek en büyük eziyetti.
Şunu unutmayın;
Bugün Binali Bey’e ‘binbir hilenin, yalanın, düzenbazlığın neticesi’ olarak yapılan bu eziyet; aklımızı başımıza almazsak yarın bütün CHP’li olmayanların başına gelebilir.
Benden söylemesi…