Yücel Koç

Bizde yargı bir tuhaf işliyor sanki...
Özellikle sosyal medya yaygınlaştığından beri.
Adalete hızlı ulaşmak mı istiyorsun?
Yolu belli…
Hadiseyi cep telefonunla kaydet…
Hemen bir medya kanalına görüntülü mesajla ilet…
Sonra sosyal medyada olayın büyümesini bekle.
Eğer TT (trend topic) olabildiysen, şipşak adalet hizmetinde.
           ***
Neyden bahsettiğimi anladınız zannederim.
İstanbul’da hamile bir kadının aracına saldıran baklavacı zorbalardan…
Bu şehirde yaşayanlar olarak her gün birkaçına denk geldiğimiz hadiselerden biri aslında.
Benzeri yüzlerce tip her gün trafikte, sağa-sola sataşmakta.
Bu hadisenin tek farkı, baştan sona görüntülenip medyada paylaşılması ve geniş kitlelere ulaştığı için infiale yol açması.
Oysa bu cesaretteki tipler, bunu ilk defa yapmış olamaz…
Sadece bu defa kötü yakalandılar.
Olay medya mecralarında büyüyünce savcılık hemen harekete geçti, zanlılar yakalandı, tutuklandı, hatta jet hızıyla iddianame bile hazırlanıp, 20’şer yıl hapisleri istendi.
İsmini taklit ettikleri meşhur bir baklavacının markasını korumak için ihtiyati tedbir kararı dahi alındı bu kısa sürede.
           ***
Bu, sosyal medya sayesinde sağlanan ilk adalet değil.
Beşiktaş’taki bir eğlence mekânının iki çalışanı iş yeri sahibi tarafından dövüldü.
O çalışanlardan biri karakola gitti, görüntüleri verdi, darp raporu aldı, karakoldan 15 gün ses çıkmadı.
Bunun üzerine aynı belgelerle savcılığa başvurdu, 20 gün bekledi, yine ses çıkmadı.
Kadıncağız, olayı anlatıp, "Başıma bir şey gelmesinden korkuyorum" feryadıyla sesini sosyal medyadan duyurunca adalet mekanizması harekete geçti, mekân sahibi hızlıca gözaltına alındı.
           ***
Hatırlasınız…
Yakın zamanda, içeriğinde pedofili sapkınlıklarının yer aldığı bir kitap skandalı patladı.
Kitap, 2013 yılında piyasaya sürülmüş, hatta ödül bile almıştı(!)
Belli ki kimse doğru düzgün okumamıştı…
Dikkatli birileri tam altı yıl sonra iğrenç satırları sosyal medyada paylaşınca Aile Bakanlığı harekete geçip suç duyurusunda bulundu, yazarı gözaltına alındı.
Sonra bırakıldı ama davası devam ediyor.
           ***
Bunun örneği çok…
Sakın bu yöntemi eleştirdiğimi düşünmeyin, itirazım yok.
Fakat, keşke her mesele bu kadar hızlı görülse Türkiye’de.
Ya sosyal medyada bu kadar yankı bulmayan şikâyetler, sessiz feryatlar…
TT olamamışsa onların acelesi yok mu diyoruz?
 
 
**************
 
 
15 Temmuz’dan 31 Mart ve 23 Haziran’a
 
Yarın 15 Temmuz...
FETÖ’nün, efendileri adına ülkemizi işgal ihanetinin üçüncü yılı.
251 şehit verdik o gece.
Hayatını ortaya koyarak destan yazan kahramanlarımızdan 17’si İBB binasını hainlerden temizlemeye çalışırken şehadete kavuştu.
Sonra ne oldu?
Aynı FETÖ’cüler, henüz üzerinden üç yıl bile geçmeden, HDP, CHP, Saadet ve İyi Partililerle birlikte İBB önünde zafer kutlaması yaptı.
Dahası, o gece vatan savunması için canını ortaya koyan, meydanlara koşan eşlerini dualarla destekleyen başörtülü bacılar, “Hadi İran’a” diye aşağılanmaya başladı.
Siz bu tabloyu içinize sindirebiliyor, normal karşılayabiliyor musunuz?
‘Evet’ diyen varsa onlara söyleyecek hiçbir sözüm yok artık.
 
 
**************
 
Srebrenitsa’yı unutma
 
Hafta başında Cumhurbaşkanı'mızın Saraybosna ziyaretini takip eden gazeteciler arasındaydım.
Malum, 24 sene önceki Srebrenitsa Boşnak soykırımının yıl dönümüydü.
Resmî rakamlara göre 8 bin 372 Boşnak erkek katledildi, parçalandı, cesetlerinin parçaları dört bin yana gömülerek yok edildi.
Yıllardır kemik parçaları aranıyor, farklı şehirlerde bulunup bir araya getiriliyor ve kimlik tespitleri yapılıyor.
Bugüne kadar mezar taşına sahip olabilen kurban sayısı 6 bin 610.
Geri kalan 1762 Müslüman Boşnak’tan 33’ü daha önceki gün gözyaşlarıyla defnedildi.
           ***
Medeni Batı diye pazarlanan Avrupa’nın merkezinde oldu bunlar…
Sözde "güvenli bölge"de, Batılı askerler tarafından bile bile katillere teslim edildi Müslüman kardeşlerimiz.
Boşnak kadınlara sistemli ve planlı tecavüzleri, sürgünleri saymıyorum bile…
Bugün Suriye’de olduğu gibi…
           ***
Türkiye, 24 yıl önce bugünkü kadar güçlü olsa, buna cesaret edebilirler miydi?
Çok zor.
Bugün benzer bir korku var mı derseniz, elbette.
O yüzden Bosna’da gözler, kulaklar Türkiye’de.
Allah korusun bir zaaf yaşasak, Boşnak kardeşlerimizin yeniden benzer bir soykırıma uğramayacağının garantisi yok.
Millî duygularla ülkemizin müdafaası için çaba gösterenlere patatesle, domatesle, abuk sabuk tartışmalarla cevap verenlere önerim şudur;
Hiç değilse gidin, Bosna’yı görün.
İnsanlarla konuşun.
Bakın o zaman bizi çok daha iyi anlayacaksınız.