Yücel Koç

Aslında olan biten 17/25 Aralık tezgâhının devamıydı…
FETÖ’nün maşa olarak kullanıldığı ekonomik savaşın görünen ve görünmeyen iki cephesi vardı.
Birincisi İran’dı…
***
Ortada, Türkiye’yi bağlayacak bir BM kararı falan yoktu…
Sadece ABD İran’la ticarete ambargo koymuş, buna uymayanları cezalandıracağını açıklamıştı.
Üstelik kendileri 60 Boeing için İran’la masaya oturup, anlaşma yaptıkları bir dönemde.
Fransız’ı, İngiliz’i dahi el altından gizlice ticaret yürütürken, İran’ın sınır komşusu Türkiye’ye parmak sallayıp “Sakın ha!” diyorlardı.
Gerekçe olarak da, uluslararası ticarette dolar kullanıldığı için, kendi paralarının İran’ın eline geçmemesi gerektiğini gösteriyorlardı.
Onlar her tür malı satıp kazanacak, Türkiye ise aval aval bakacaktı...
İstedikleri buydu!
***
Türkiye, gerçekte İsrail’in keyfi için konulan bu ambargo zorbalığına boyun eğmedi.
Fakat, ticarette dolar kullanmak gibi, ABD’ye uluslararası hukukta haklılık sağlayacak yanlışlara da düşmedi.
Ne yaptı?
Petrol karşılığı ilaç ve gıda verdi.
İran, parasını Halkbank’a park etti, Türkiye’den ihtiyaçlarını aldı.
Petrolün yanı sıra altın ticareti de yapıldı.
Kaldı ki, bu ticareti yapan firmaların hiçbiri yasaklı değildi.
Buna rağmen, Washington’dan ardı ardına tehdit açıklamaları geldi.
Ortada apaçık mafyavari baskı vardı.
Türkiye geri adım atmadı.
FETÖ’nün yolsuzluk soslu 17/25 Aralık yargı darbesi girişiminde, hedefte işte bu yüzden Halkbank vardı.
***
Aynı kamu bankamızı hedefe koyan ikinci cephe, Kerkük petrolüydü.
Hatırlarsınız, Kerkük petrolü Türkiye’ye akacak, parası da Halkbank’ta tutulacaktı.
Hatta aktı da…
Ancak, Yumurtalık’tan tankere doldurulan ilk Barzani petrolünü hiçbir ülke alamadı.
Tanker aylarca açık denizlerde dolaştı.
Sonra o petrolü kim aldı biliyor musunuz?
İsrail.
***
FETÖ’cü hainler, 17/25 Aralık’ta Halkbank’ı sahipleri adına teslim almaya çalışırken, DEAŞ da nasıl oluyorsa elini kolunu sallayarak Erbil’e dayanıyordu.
Sonra ABD, İngiliz ve Fransız ağabeyleri petrol için masaya oturdu, DEAŞ Erbil’den kovuldu (!)
Her neyse, asıl mevzuya dönelim.
Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla, işte bu hesaplaşmanın, ekonomik savaşın neticesinde ABD’de hapsedildi.
Uydurma gerekçe, İran ambargosunun delinmesi oldu.
Aynı günlerde, İran’la ticaretin aktörlerinden Rıza Zarrab da esrarengiz biçimde ABD’ye götürüldü.
Nasıl götürüldüğü hâlen aydınlatılamadı ama, aslen İranlı olan Zarrab aklınca Türkiye’yi sattı ve serbest kaldı.
Kendisi ile ilgili duyduğumuz son haber, tutulduğu hücrede yaşlı bir adama tecavüz ettiğiydi.
Böyle birinden Türkiye’ye sadakat zaten beklenemezdi.
***
Anadolu evladı Hakan Atilla ise vatanseverlik örneği sergiledi.
Dimdik durdu, asla boyun eğmedi.
Tarihe not düşelim…
Bir savaşta esir düşen askerden farkı yoktu Hakan Atilla’nın…
Ya da vatanı için hayatını ortaya koyan gazilerden…
15 Temmuz gazilerinin yakasına takılan bir madalya da onun boynuna asılsa yeridir, hakkıdır.
***
Birileri Türkiye’de aynı ekonomik savaşın neticesi olan dolar ateşine, tezgâhlardaki fiyat ateşine avazı çıktığı kadar feryat ederken…
Hakan Atilla’nın anne-babası ve eşi, yüreklerindeki ateşi sineye çekip, devlet aleyhine tek kelime etmedi.
Elbette devletimiz de, başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Hakan Atilla için tüm imkânları seferber etti.
Ve Hakan Atilla, 32 aylık esaretin ardından dün Türkiye’ye döndü, vatanına ve ailesine kavuştu.
Allah ondan razı olsun.
Devletimiz tam bağımsızlık için her alanda savaş verirken, vatanseverliğin ve adamlığın dersini veren Hakan Atilla’ya selam olsun.
Üç kuruşluk menfaat için ülkesine ve milletine ihanet edenlere ibret olsun.
Dün havaalanında gördüğümüz o sevinç, tutuklandığında bayram eden hainlere dert olsun.